Tatil Otelleri Rehberi, Ucuz Otel, Otel Rehberi, Tur Rehberi

Gitmeden önce fikir sahibi olun.

Nevşehir otel

Hacı bektaş veli resimleri

Posted on Temmuz 29, 2009 |

Hacı Bektaş Veli’nin düşünce ve öğretisinin yayılması, ölümünden çok daha sonra, 14.yüzyıl başlarında kurulan tarikatının, 16.yüzyıl başlarında etkinlik kazanması ile olmuştur. Hacı Bektaş Veli, hakkında anlatılan söylencelerle, tarihsel gerçekliklerden kopuk olarak yaşatılmıştır. Kendi döneminde tanınmaktadır ve Mevlana, Baba İlyas, Ahi Evren’le çağdaştır. Kaynaklar bu dönemin ünlülerinin ilişkilerini mistik bir dille anlatırlar. Döneme ait bilgiler aktaran Aşıkpaşazade, Eflâki, Elvan Çelebi, Vasiti gibi yazarlar, Hacı Bektaş’a ait bilgilere yer vermişlerdir. Ölümünden sonraki yıllarda, hakkında “Vilayetname” düzenlenir. Adına tarikat kurulur. Mevlevi inançlı Eflâki’nin, Hacı Bektaş Veli’yi kendi tarikat önderleriyle kıyaslayarak, küçük düşürücü öyküler anlatması, dönemin mezhep ve tarikat bağnazlığından kaynaklanmaktadır. Alevi- Bektaşilik’le ilgili belge ve kaynakların yokedildiği de, tarihsel bir gerçektir. Bu durum da, Hacı Bektaş Veli’ye ilişkin, sağlıklı bilgilere ulaşmamıza engel olmuştur.

Hacı Bektaş Veli’nin doğumu, ölümü, kim tarafından eğitildiği, Anadolu’ya tam olarak hangi tarihte geldiğine dair kesin bilgiler bulunmamaktadır. Hakkında bilgi veren en eski kaynaklardan biri olan Vilayetname’de, Hacı Bektaş Veli, Hz. Ali’nin soyundan yedinci İmam Musa Kazım nesline bağlanarak, soy seceresi hakkında şu bilgi verilmektedir. “Hacı Bektaş Veli, Seyyid Muhammed İbrâhim-î Sânî, Seyid Mûsa’î-Sânî, İbrâhim Mükerrem el-Mücâb, İmam Mûsâ Kâzım.” Ancak bu silsilenin doğruluk derecesi de tartışma konusu olmuştur. Hz. Ali ile Hacı Bektaş Veli arasındaki şahısların azlığı nedeniyle, silsilede noksanlık veya kopukluklar olabileceği ileri sürülmüştür.

Hoca Ahmet Yesevi tarafından yetiştirilip Anadolu’ya gönderildiği iddialarına karşılık, yaşadıkları dönem göz önünde bulundurulduğunda, 1166’da ölen Ahmet Yesevi ile 1209-1271’de yaşayan Hacı Bektaş Veli’nin aynı zaman diliminde yaşamadıkları açıktır. Yaygın olan kanaate göre, Lokman Perende’nin himayesinde ve Yesevilik öğretisinin etkin olduğu bir ortamda yetişmiştir.   Vilayetname’de, Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’ya gelişi şöyle aktarılmaktadır. “Kürdistan’da bir kavmin içinde bir zaman eğleşir.(……) O kavmi kendisine bağlar. (……) Rum ülkesine yürür. Elbistan’da Ashâb- ı Kehf mağarasına uğrar. Orada erbain çıkarır. Kayseri’ye doğru yola çıkar. (……) Rum ülkesine Zülkadirli ilinde Bozok’tan girer. Sulucakarahöyük’e iner”. Horasan ve Erdebil’de aldığı tekke eğitimi, Anadolu’ya geliş yolu ve Anadolu’da bulunduğu yerler dikkate alındığında, Hacı Bektaş Veli, Yesevilik, Melamilik, Batınilik, İsmaililik, Ahilik, Babailik, Mevlevilik, Kalenderilik gibi dönemin inanç ve anlayışlarını, yakından tanıyor ve biliyor olmalıdır.

Baba İlyas’ın torununun oğlu Elvan Çelebi (Ölümü:1359) tarafından yazılan ve Baba İlyas’ın söylencelere dayalı yaşam öyküsünün anlatıldığı Menâkıbu’l-Kudsiyye fî Menâsıbı’l-Ünsiyye’de, Hacı Bektaş Veli, Baba İlyas’ın halifeleri arasında sayılmaktadır. Aynı eserde , ‘Baba Resûl’ ile Baba İshak’ın değil Baba İlyas’ın anlatıldığı görülmektedir.

Eflâkî’nin 718(1318)-754(1353) yılları arasında yazdığı, Menâkıbu’l-Ârîfin adlı kitabı da, Hacı Bektaş Veli’nin, Rum beldesinde ayaklanmaya sebep olan Baba Resûl’ün halîfe-i has’ı (gözde müridi) olduğunu ifade ederek, bu bilgiyi doğrulamaktadır. Eflâki, Hacı Bektaş Veli’nin ” ârif ve yakîn’e ” ermiş olduğunu, fakat İslam’ın kurallarına uymadığını belirtmektedir. Eflâkî, Hacı Bektaş  adını üç yerde kullanmakta ve büyük atası Baba İlyas’ın altmış halifesi arasında saymaktadır.. Baba İlyas’ın altmış halifesi arasında, Osman Gazi’nin kayınpederi Ede Bâlî’nin de olduğunu, Eflâkî’den öğrenmekteyiz.

Tarihçi Âşıkpaşazâde’nin (Ölümü:1481) 1478′de yazdığı Vekayinâmesinden, Hacı Bektaş Veli’nin kardeşi Menteş ile Horasan’dan gelerek, 1240 yılındaki Babai ayaklanmasının öncüsü Baba İlyas’ın yanında yerlerini aldıklarını öğreniyoruz. Hacı Bektaş’ın Anadolu’ya gelmesini beyan edeyim” diye başlayan Âşıkpaşazâde’nin anlatımı şöyle: “Bu Hacı Bektaş Horasan’dan kalktı. Bir kardeşi vardı, Menteş derlerdi. Birlikte kalktılar. Anadoluya gelmeye heves ettiler.. O zamanda Baba İlyas gelmiş, Anadolu’da oturur olmuştu. Meğer onu görmek isteğiyle gelmişler. Onun dahi hikayesi çoktur. Hacı Bektaş kardeşiyle Sivas’a, Sivas’tan Baba İlyas’a geldiler. Oradan Kırşehir’e, Kırşehir’den Kayseriye geldiler.. Hacı Bektaş kardeşini Kayseri’den gönderdi. Vardı Sivas’a çıktı. Oraya varınca eceli yetişti onu şehit ettiler..”

Baba İlyas’ın örgütlediği, Baba İshak’ın yönettiği 1240′daki Babai ayaklanmasında Sivas’da öldüğü anlaşılan Menteş ile kardeşi Hacı Bektaş Veli’nin yollarının, ayaklanmadan önce ayrıldığı; Hacı Bektaş Veli’nin Babailerin kırımı ile sonuçlanan, Malya Ovası’ndaki savaşa katılmadığı ve Sulucakarahöyük’e (Hacıbektaş’a) geldiği anlaşılmaktadır.

Aşıkpaşazade’ye göre, Hacı Bektaş Veli kendinden geçmiş bir meczub idi. Tarikatı ve müridleri yoktu. Hacı Bektaş Veli’nin; Aşıkpaşazade’nin Hatun Ana dediği (Vilayetnamede Kutlu Melek- Fatma Ana- Kadıncık Ana isimleri ile anılan), manevi bir kızı olduğunu; tasavvuf öğretisini ve kerametlerini ona emanet ettiğini; Hatun Ana’nın da bunları Abdal Musa’ya aktardığını, Aşıkpaşazade’den öğreniyoruz. Bu bilgiyi, Abdal Musa Vilayetnamesi de doğrulamaktadır. Bu bilgiler, o çağdaki “kadının”, erkek müridi olacak kadar, yüksek bir statüye sahip olduğunu göstermektedir. Vilayetname’deki anlatımlar da, İslami dönemdeki kısıtlamalardan önce, kadının sosyal yaşamda etkin bir yerde olduğunu ortaya koymaktadır. Meclislerde erkeklerin yanında yer almakta ve yabancı konuklara hoş geldin diyebilmektedirler.

Vilayetname’de, Hacı Bektaş Veli’nin Osman Gazi’ye kılıç kuşatıp Elif Tac giydirdiği yazılı ise de, Aşıkpaşazade bu konuda açık ve kesin bir bilgi vererek, Hacı Bektaş Veli’nin Osmanlı Hanedanından kimse ile görüşmediğini açıkca ifade etmektedir. Aşıkpaşazade, Eflâkî ve Elvan Çelebi’nin anlatımları ile Hacı Bektaş Veli Türbesinden gelen ve Ankara Kütüphanesinde korunan, Ciritli Derviş Ali (Resmî Ali Baba) tarafından 1176(1765)’da kopya edilmiş Vilayetnamede, Hacı Bektaş Veli’nin 606(1209/1210)’da doğduğu, 63 yıl yaşayarak 669(1270/1271)’de öldüğüne dair verilen bilgi örtüşmektedir. 1281′de, 23 yaşındayken Kayı Boyu’nun yönetimini üstlenen Osman Gazi’ye, Hacı Bektaş Veli’nin kılıç kuşatıp Elif Tac giydirmesinin, Hacı Bektaş Veli ile ilişkilendirilen Yeniçeri Ocağının kurulmasından sonra, Vilayetname’ye eklenmiş olabileceğini düşündürtmektedir.

Hacı Bektaş Veli’nin çocuklarının olup olmadığı, Alevi ve Bektaşiler arasında ihtilaf konusu olmuştur. Ortaya atılan farklı iki iddia vardır. Çelebiler, Hacı Bektaş Veli’nin Fatma Nuriye veya Kadıncık Ana (Kutlu Melek)’dan Seyyid Ali Sultan (Timurtaş) adlı bir çocuğun dünyaya geldiğini, kendilerinin de bu soydan olduklarını iddia etmektedirler. Babağan (Babalar) kolu ise, Hacı Bektaş Veli’nin mücerret kaldığını, dünyadan da mücerret olarak göçtüğünü iddia etmektedirler. Bu grup mensuplarına göre, bugün Hacı Bektaş Veli’nin evladı olarak bilinenler, Pir’in Kadıncık Ana’dan gelen nefes (yol) evladlarıdır. İhtilaflı olan bu konuda, karşılıklı iddialar ileri sürülmüştür.

Hayatının büyük bir kısmını Sulucakarahöyük’te (Hacıbektaş) geçiren Hacı Bektaş Veli, ömrünü de burada tamamlamıştır. Mezarı, Nevşehir İli’ne bağlı Hacıbektaş İlçesi’nde bulunmaktadır.

Yapmadan dönme

Posted on Temmuz 29, 2009 |

- Nevşehir kaya kiliselerini, Bizans duvar fresk sanatlarını görmeden,

- Türk-İslam sanatı örneklerinin sergilendiği Hacıbektaş Müzesini gezmeden,

- Nevşehir merkezindeki Damat İbrahim Paşa Cami ve Külliyesini görmeden,

- Acıgöl’deki Hitit kaya kitabesini ziyaret etmeden,

- Çanak-çömlek, bakır ve oniks taşından yapılmış süslemeler, deri işleri hediyelik eşya almadan,

- Avanos’ta çanak-çömlek atölyelerinde ayakla çevrilen tezgahların başına geçerek, seramik kap yapmadan,

- Yöreye özgü şaraplardan tatmadan dönmeyin.

Derin kuyu resimleri

Posted on Temmuz 29, 2009 |

Nevşehir’in Derinkuyu ilçesindedir. Hristiyanlığın yayılma döneminde savunma ve saklanma amacıyla yer altındaki yumuşak kayalar oyularak yapılmıştır. VI-X. yüzyıllar arasında yapıldığı tahmin edilmektedir. Dar geçitlerin sağında ve solunda oyulmuş odalardan, havalandırma bacalarından, şapel ve bir kuyudan oluşmaktadır.

Aksaray – Nevşehir gezimizin 2. günü(05.08.2007)  ilk durağımız Nevşehir – Derinkuyu yeraltı şehirleri olmuştu.

Derinkuyu’ya Nevşehir Otogarından her saat başı midibüs kalkmaktadır.Ücret: 3,00 YTL.

Göreme ve kapadokya milli parkı

Posted on Temmuz 29, 2009 |

Milli Park alanında; batı ve güney yönünde Ankara-Adana karayolu, Niğde ya da Aksaray’dan Nevşehir’e ulaşan karayolu, doğu ve kuzeydoğudan Kayseri’den Avanos’a ya da Ürgüp’e gelen karayolu ile ulaşılır.

Özelliği

Milli Park orta Anadolu ‘nun Hasan Dağı-Erciyes Dağı volkanik bölgesinde kalmaktadır. Saha; platolar ovalar küçük dağ bitkileri, yüksek tepeler, alüvyonla dolmuş dere ve ırmak vadileri, drenaj havzaları ve erozyonlu dik yamaçlı vadilerde birbirinden ayrılan yüksek düzlüklerden oluşmuştur. Erciyes ve Hasan Dağının büyük volkanik konileri, kuzeyden Kızılırmak vadisinin bir kısmı, bazıları bazaltla kaplı aşınmış tüf yatakları araziye hakim özelliktedir.

Alan

Volkanik tüften oluşmuş ilgi çekici manzara yapısı içerisinde Bizans Kilise mimarisi ve hiristyan tarihinden önemli bir devri sergilemektedir. Bölgenin özelliklerinden burada yaşayanlar savaşların etkilerinden, merkezi idarenin otoritesinden uzak kalmayı başarabilmişlerdir.

Ana ulaşım yollarına uzaklığı ve engebeli bir alan olması, gizlenmek isteyen veya dini inzivaya çekilenler için uygun korunma yeri olmuştur. Manastır hayatı 3. yüzyıl sonları ile 4. yüzyıl başlarında başlamış ve hızla yayılmıştır. Manastırlar, kiliseler, şapeller, yemekhaneler ve keşiş hücreleri, depo ve şarap yapım yerleri bulunan mekanlar oyulmuş, duvar resimleri ile süslenmiştir.

Ayrıca saha içerisinde, Ürgüp, Göreme, Uçhisar, Çavuşin, Zelve yerleşimleri, Göreme yöresinin geçmişteki kültürüne uygun tarım ve köy hayatını yansıtan tarihi ve doğal bütünlüğü sağlayan sahaları teşkil eder.

Yukarıda anlatılan; Göreme’nin eşsiz jeomorfolojik oluşumu, estetik manzara yapısının görsel değeri ile tarihi ve etnolojik yapısı Milli Parkın kaynak zenginliğinin ana başlıkları sayılabilir.

Dünya Miras Listesi

Göreme ve Kapodokya Milli Parkı, 6 Aralık 1985 tarihinden bu yana doğal ve kültürel varlık olarak Dünya Miras Listesi’nde yer almaktadır.

Açık Hava Müzeleri

    * Göreme Açık Hava Müzesi
    * Zelve Açık Hava Müzesi

Kapadokya yöresel yemekleri

Posted on Temmuz 29, 2009 |

Kapadokya mutfağı yörede yetişen ürünler etrafında gelişmiş bir mutfaktır. Bu coğrafyada tarımsal ürünlerin çok çeşitli olmaması mutfağı ve beslenme alışkanlıklarını etkilemiştir. Yemeklerde kullanılan malzemeler ağırlıklı olarak yörede yetişen patates, mercimek,   kabak,   buğday,  nohut,   fasulye  gibi  ürünlerden  oluşmaktadır.  Aynı  zamanda pekmezin yaygın kullanıldığı görülmektedir. Tahıl (un) ve etten oluşan yemek çeşitleri yöre halkının damak zevkine uygun düşmektedir.Büyük yerleşimlerin bir bölümünde, kırsal kesimin tümünde kışlık yiyecekler yazdan hazırlanır. Hazırlıklardan en önemlisi bulgur kaynatmadır. Bulgurun hazırlanışı kullanım biçimine göre iki türlüdür. Soku denilen büyük taş dibeklerde dövülerek kabuğu çıkarılan nispeten iri taneli bulgura “düğü”, ince kırılmış bulgura “pıtpıtı” denir. Diğer hazırlıklar pekmez yapımı, şıra kaynatma, meyve-sebze kurutmadır. Meyvelerin ince dilimlere ayrılıp kurutulmasına “kak” adı verilir. Bunlar kışın komposto vb. yapımında kullanılır. Başka bir hazırlık, turşu ve yufka ekmek yapımıdır. Üzüm ve pezek denen pazı, özgün turşu türleridir. Küplere doldurulan üzümlerin üzerine şıra konarak bozulması önlenir. Yufka ekmek yapımı, yardımlaşmaya ihtiyaç duyulan bir hazırlıktır. Kadınlar bir araya gelip her gün bir ailenin ekmeğini hazırlarlar.

Geleneksel mutfakta işler iki mekân içinde yürütülür. Birincisi tandır ve ocağın bulunduğu mekân, ikincisi malzemelerin bulunduğu kayıt damı (kiler)dır.71 Yemek yapımında kullanılan araç gereçler arasında topraktan yapılmış çömlek ve tandır ikilisinin ayrıcalıklı bir yeri vardır. Yöresel yemeklerden en önemlileri düğü çorbası, sütlü çorba, ağpakla, nohutlu yahni, kayısı dolması, gendirme, dıvıl ayva dolması ve dolaz’dır:

Düğü çorbası: Tereyağının içine salça konup kavrulduktan sonra su ilave edilir ve içine düğü (ince bulgur) atılır.

Sütlü çorba: Kaynamış bulgura ya da düğüye süt ilave edilerek pişirilir.

Ağpakla (Kuru fasulye): Yörede kuru fasulyeye ağpakla denir. Beyaz fasulye, yağ ve kemikli et karışımı bir çömleğe konur. Çömlek yufka ekmeğinin pişirildiği tandıra gömülür. Gömülü olduğu yerde üç dört saat pişer.

Nohutlu yahni: Yapılış şekli biraz ağpaklaya benzer. Soğan ve koyun eti yağda kavrulur. Kavrulan malzeme bir gece önceden suda bekletilen nohutla birlikte çömleğe konur. Su ve salça ilave edildikten sonra tandırda köz haline gelmiş ateşin içine gömülerek pişirilir.

Kayısı dolması:

Genellikle bitirgen denen tatlı kayısıdan yapılır. Eğer kayısı tatlı değilse pişirirken içine pekmez ilave edilir. Parça et veya kıyma ile kayısılar çömlekte pişirilir.

Gendime: Bir tavanın içine tereyağı konur. Soğan ve salça eklenerek kavrulur. Bu karışımın içine yarma katılarak biraz daha kavurmaya devam edilir. Diğer yanda kurutulmuş kemik çömleğin altına konur. Kavrulmuş yarma da eklenip, üstünü örtecek şekilde su ilave edilir. Çömleğin ağzı kapatılarak tandırda pişirilir.

Dıvıl: Haşlanmış patates bulgur ile yoğrulup küçük köfteler halinde yağda kızartılır.

Ayva dolması: Ayvaların içi oyulduktan sonra düğü ve kıyma karışımı ile doldurulur. Tepsiye dizilir. Pişerken üzerine su ve pekmez ilave edilir.