Tatil Otelleri Rehberi, Ucuz Otel, Otel Rehberi, Tur Rehberi

Gitmeden önce fikir sahibi olun.

Mugla otel

Dalaman gezilecekyerler

Posted on Temmuz 27, 2009 |

Zengin ormanları kuş cenneti, av ve yayla turizminin gelişmişliği ve dağ köylerinin güzelliği ile dikkat çeker. Çöğmen ve Kayacık köylerindeki Hippokone ve Oktapolis; Kapıdağ yarımadasındaki Cyra, Lissia, Lydai kalıntıları görülecek yerlerdir. Yassıcalar, Zeytinli, Zeysare, Domuz ve Göcek adalarını gezmek , Dalaman Çayı üzerinde dinlenmek dağ köylerini ziyaret etmek önerilir. Sersala, Boynuzbükü, Bünyüş, Kurşunlu, Göbün, Sıralıbük ve Taşkaya Koyları “Mavi yolculuk” un uğrak yerleridir.

Muğla hakkında genel bilgiler

Posted on Temmuz 27, 2009 |

İlçeler:

Muğla (merkez), Bodrum, Dalaman, Datça, Fethiye, Kavaklıdere, Köyceğiz, Marmaris, Milas, Ortaca, Ula, Yatağan.

Kavaklıdere : Denizden 850 m. yükseklikte kurulması nedeniyle güzel bir yayla konumundaki Kavaklıdere, yemyeşil bitki örtüsü doğal su kaynakları ve bakır manzarasıyla yayla turizmi için ideal bir yerdir. Aydın-Muğla karayolundan yatağan yakınlarındaki Kavaklıdere’ye  sapıldığında, Derebağ köyündeki Karia ve Roma dönemlerine ait anfi tiyatro, heykeller ve lamitlerin bulunduğu Hyllarima antik kentini ve Sarıyayla köyündeki tiyatro, sunaklar ve mezarların bulunduğu Kys antik yerlerini gezilebilir.

Yatağan : Muğla-Aydın karayolunun 26 km. sinde yer alan Yatağan; Stratonikeia, Laotna ve Panarama antik kalıntıları ile tanınır. Kentte, Athena Heykeli ve bir yönetim binası bulunmaktadır. Turgutlu Kasabası yakınlarındaki Lagina’da, Hereta adlı üç başlı savaş tanrıçası adına yapılan Heykel Makedi, Bağyaka köyündeki surlarla çevrili bir tepe üzerinde kurulmuş antik kalıntılar bulunmaktadır.

Ula : Gökova Körfezini oluşturan iki yarımadanın birleşme noktasına kurulan ilçenin Muğla’ya uzaklığı 14 km dir. Ege Deniziyle birleştiği noktada yer alan Gökova Körfezi ve bu körfezdeki Sedir (Klopatra) Adası, Ula’nın önemli turizm merkezleridir. Sedir Adası’nda Apollon tapınağı, opera ve tiyatroyu gezdikten sonra Kleopatra’nın denize girdiği incecik kumlu plajında yüzmek önerilir. Gelibolu, Çınar Köyü, Turnalı ve Akbük, Akyaka diğer önemli koylardır. Ahşap malzemelerinin ağırlıkla kullanıldığı özgün Ula evlerini incelemek ayrı bir heyecan kaynağıdır.

Ortaca : Köyceğiz Gölünü Akdeniz’e bağlayan Dalyan kanalından İztuzu kumsalına doğru yol alırken, 5000 yıldır canlılığını koruyan kaya mezarları ile karşılar. Tepeleri çam ormanları kaplı, nesli tükenmekte olan Caretta Caretta kaplumbağalarının yaşam alanı olan İztuzu kumsalları önemli çekim değerleridir. İlçenin diğer sahili, antik kent kalıntılarının bulunduğu , ince kumu temiz denizi ve doğal güzelliğiyle Sarı Germedir.

Datça: M.Ö.VII.Y.Y.’da Ege adalarından gelerek Ionya’nın güney kıyılarına yerleşen Dor’lar tarafından kurulmuştur. Datça ve çevresi çok eski bir tarihe ve medeniyete sahiptir. Ünlü heykeltraş Prokstel burada yaşamıştır. Şehirde Apollon ve Venüs adına yapılmış çeşitli mabetler, büyük tiyatro, oyun ve toplantı yerleri bulunmaktadır. Zamanın en ünlü tıp merkezi Datça’dadır. çevreye göre rutubet oranı az, nefis havası ve şifalı suları ile Datça, yaşanılmaya değer bir yerdir.

 
 

İlçeler:

Muğla (merkez), Bodrum, Dalaman, Datça, Fethiye, Kavaklıdere, Köyceğiz, Marmaris, Milas, Ortaca, Ula, Yatağan.

Kavaklıdere : Denizden 850 m. yükseklikte kurulması nedeniyle güzel bir yayla konumundaki Kavaklıdere, yemyeşil bitki örtüsü doğal su kaynakları ve bakır manzarasıyla yayla turizmi için ideal bir yerdir. Aydın-Muğla karayolundan yatağan yakınlarındaki Kavaklıdere’ye  sapıldığında, Derebağ köyündeki Karia ve Roma dönemlerine ait anfi tiyatro, heykeller ve lamitlerin bulunduğu Hyllarima antik kentini ve Sarıyayla köyündeki tiyatro, sunaklar ve mezarların bulunduğu Kys antik yerlerini gezilebilir.

Yatağan : Muğla-Aydın karayolunun 26 km. sinde yer alan Yatağan; Stratonikeia, Laotna ve Panarama antik kalıntıları ile tanınır. Kentte, Athena Heykeli ve bir yönetim binası bulunmaktadır. Turgutlu Kasabası yakınlarındaki Lagina’da, Hereta adlı üç başlı savaş tanrıçası adına yapılan Heykel Makedi, Bağyaka köyündeki surlarla çevrili bir tepe üzerinde kurulmuş antik kalıntılar bulunmaktadır.

Ula : Gökova Körfezini oluşturan iki yarımadanın birleşme noktasına kurulan ilçenin Muğla’ya uzaklığı 14 km dir. Ege Deniziyle birleştiği noktada yer alan Gökova Körfezi ve bu körfezdeki Sedir (Klopatra) Adası, Ula’nın önemli turizm merkezleridir. Sedir Adası’nda Apollon tapınağı, opera ve tiyatroyu gezdikten sonra Kleopatra’nın denize girdiği incecik kumlu plajında yüzmek önerilir. Gelibolu, Çınar Köyü, Turnalı ve Akbük, Akyaka diğer önemli koylardır. Ahşap malzemelerinin ağırlıkla kullanıldığı özgün Ula evlerini incelemek ayrı bir heyecan kaynağıdır.

Ortaca : Köyceğiz Gölünü Akdeniz’e bağlayan Dalyan kanalından İztuzu kumsalına doğru yol alırken, 5000 yıldır canlılığını koruyan kaya mezarları ile karşılar. Tepeleri çam ormanları kaplı, nesli tükenmekte olan Caretta Caretta kaplumbağalarının yaşam alanı olan İztuzu kumsalları önemli çekim değerleridir. İlçenin diğer sahili, antik kent kalıntılarının bulunduğu , ince kumu temiz denizi ve doğal güzelliğiyle Sarı Germedir.

Datça: M.Ö.VII.Y.Y.’da Ege adalarından gelerek Ionya’nın güney kıyılarına yerleşen Dor’lar tarafından kurulmuştur. Datça ve çevresi çok eski bir tarihe ve medeniyete sahiptir. Ünlü heykeltraş Prokstel burada yaşamıştır. Şehirde Apollon ve Venüs adına yapılmış çeşitli mabetler, büyük tiyatro, oyun ve toplantı yerleri bulunmaktadır. Zamanın en ünlü tıp merkezi Datça’dadır. çevreye göre rutubet oranı az, nefis havası ve şifalı suları ile Datça, yaşanılmaya değer bir yerdir.

Labanda

Posted on Temmuz 27, 2009 |

Sıcak, kayalık, sık bitki örtüsü arasında 1950′li yıllarda yaşayan kaplanları yöredeki yaşlılar anlata anlata bitiremiyorlar.
1947 yılında Kayadibi Dağı eteklerinde kedi gibi hırlama kükreme duyan köylüler dikkat kesilmiş. İnekleri gütmeyip dağa bırakanlar sürünün akşam olunca eksik dönmeleri üzerine silahlanıp sürek avına başlamışlar. 90′lı yıllarda Ören yerinde bekçilik yapan Osman Gürsoy’un anıları ise hayli ilginç:
1950 yılında Labranda’nın arka taşlık tepesinde akan çay’ın ortasına kaplan iki yavru yapmış. Bekçi şöyle devam ediyor: “9-10 yaşlarındaydım, o zamanlar çobandım. Ana kaplanın olmadığı bir anda yavruları görünce elimdeki tara ile kestim. Çocuktum bilemedim, kurt yavrusu sandım. Ertesi gün yine sürüyü götürürken deliye dönen ana kaplan sürüye daldı. Keçilerden birini gözümün önünde yedi. Daha sonraları bir çok çobanın keçisini hep yedi. 1951′de yine birgün sürüyle giderken keçiler kaplanı görünce çil yavrusu gibi dağıldılar, bu defa kaplan kaçtı. Gelip anlattım, köylüler kaplan ve ayıları vurmak için av partileri düzenlediler. Kurnaz hayvandı. Kendi barındığı yerde değil, dışarda avlanır, Antik Kentin yakınlarına gelip gizlenirdi. Sürüye dalınca hayvanın ciğerine saldırır. İlk önce ciğerini yerdi. Yiyemediği kısımlarını ağaca asar, acıkınca dönerdi. Dağda taştan yapılma kaplan kapanları hala durur. Eskiden Kaplanı yakalamak içine ciğer koyardık. Ayılar ise bal dolu kovanlara dadanmışlardı. Ayılar için ayı kovanlığı yani kayalar üzerine duvarlar örülür içeri girmesi engellenirdi. Çoğu vuruldu ve beslenme yetersizliği yüzünden şimdi ne kaplan ne de ayı kaldı” diyor…
Akdeniz’in son kaplanlarının içi doldurulmuş olanlarını İzmir Bornova’daki Ege Üniversitesi Tabiat Tarihi Müzesi’nde görebilirsiniz.
Antik kentte sürdürülen kazı çalışmalarına geçtiğimiz yıllarda ara verilmiş. Kazılardaki en eski buluntu M.Ö. 6000 yılına kadar uzanıyor. Antik kent bugüne kadar iyi korunmuş durumda.

Köyceğiz gölü

Posted on Temmuz 27, 2009 |

Köyceğiz Gölü, Muğla’nın Köyceğiz ilçesinde bulunan bir göldür. 52 km²’lik tatlı su gölüdür. Derinliği 20-60 metre arasında değişir.

Her türlü tatlı su balığı bulunur. Ayrıca güneyinde nesli tükenmekte olan Nil Kaplumbağası bulunur.

Muğla çökertme köyü

Posted on Temmuz 27, 2009 |

Buyurun traktör safariye…
Köyden ayrılıp biraz da Gökova’nın çatısına çıkmalısınız. Zahmetli olmasına karşın çıkmaya değer güzellikteki kuş uçmaz kervan geçmez tepeden ıssız ve vahşi doğayı izlemenin ne denli büyüleyici ve etkileyici olduğunu yorucu geçen bir yolculuktan sonra anlıyorsunuz. Zirveye tırmanmak için bir çok tatil beldesinde rastlanmadık bir yönteme başvuruyorsunuz “Traktör-safari”. Sivrikümes tepesine çıkmak için önce köyün kahvesine uğramalısınız. Burada konuşarak kiralayacağınız traktörle tozlu yolu, çamları ve dik yamaçları aşarak zirveye yakın belirli bir noktaya ulaşıyorsunuz. Daha sonra kısa süreli bir yürüyüş var. Çevreye Akdeniz’de sık görülen (Amadeus aftershave kullananların hatırlayacakları gibi) yoğun piren otu kokusu hakim. Girintili çıkıntılı koylar, masmavi bir deniz eşliğinde traktörden indikten 20 dakika sonra manzarasına doyamayacağınız tepede, Roma döneminden kalmış bazı antik kalıntılarla karşılaşıyorsunuz. Şimdi zirveden Gökova Körfezi’ne bir göz atın. Dantel gibi işlenmiş bir koy, yeşil tepelerle kucaklaşan berrak deniz, ufukta kaybolan tekneler nefes kesen bir panorama oluşturuyor. Fesleğen Bükü, Çökertme yerleşim alanı, Arpa Bükü, Kargılı Bükü ve liman içi teknelerinin gecelediği koyun vahşi manzarası ayaklarınızın altında artık. Datça Knidos’a doğru uzanan Reşadiye Yarımadası’nın bu emsalsiz güzelliği karşısında her şeyi unutup zamanın durduğu! hissine kapılabilirsiniz