Tatil Otelleri Rehberi, Ucuz Otel, Otel Rehberi, Tur Rehberi

Gitmeden önce fikir sahibi olun.

Malatya otel

Malatya polisevi nerede

Posted on Ocak 25, 2010 |

Malatya polisevi yok sanırım çünkü ne açık adresi ne ulaşılabilcek telefon nede oda bilgileri hiçbi kayıt yok. Malatya polisevi hakkında bilgiye ulaştığımızda sizlerle paylaşacagız.

Malatyada yemek kültürü nasıl dır

Posted on Temmuz 24, 2009 |

Doğumla İlgili Yemeklere Dair Olanlar

Malatya’da çocuğun doğumu, çevresi için bir dizi uygulamalar gerektirir. Anneyi doğumdan hemen sonra ziyaret etme ve çocuğu görme adeti vardır. Bu adeta “göz aydına gitme” ya da diğer bir söylenişle “loğusa ziyareti” adı verildiğini görüyoruz. Türkiye’nin birçok yerinde de bu tür uygulamaları görmek mümkündür.

Köylerde, “gözaydına” ve akraba ziyaretine giden komşuların “kuymak” (herle veya haşıl) adı verilen şeker, un, yağ karışımından ya da pekmez, un, yağ karışımından yapılan yemek götürdükleri gibi yörede “kömbe” denilen, saç arasında pişirilen bir tür yemek de götürdükleri görülür. Bundaki gaye, annenin kendini çabucak toparlamasını sağlamaktır. Bu ziyaretin yapılması törelerin gereğidir. Zamanında (bir-iki hafta içinde) ziyaretler yapmayanlar, anne ve yakınlarınca kınanırlar. Çünkü, bugün benim, yarın senin anlayışı düğün-ölüm dönemlerinde olduğu gibi burada da geçerliliğini sürdürmektedir.

Loğusa ziyaretinde götürülen, “kuymak” denilen bu özel gün yemeğinin yanı sıra yeni doğan bebeğin ağzına doğumunun birinci günü anne sütü verilmeyip şekerli su verme pratiğinin yaygın olmasıda tesbitlerimiz arasındadır.

Yine bebeğin ağlamasını kesmek için:

Çocuğun ağzına ince tülbent içinde kuru dut ya da yaş dut konularak verilir. Bu “yalancı meme” görevi görür.

Çocukların dilinin geç açılacağı inancından hareketle (kekeme olacağı) pişmiş yumurta yedirilmediği, sonraları bu uygulamanın tamamen tek edildiği ve günümüzde bebeğe sütün yanı sıra yoğurt, bisküvi, meyve suyu, havuç suyu, nişasta gibi besinlerin de verildiği görülmektedir.

Malatya yöresel yemekleri

Posted on Temmuz 24, 2009 |

Malatya’nın, mutfak kültürü bozulmayan değerleri arasındadır. Malatya’nın geleneksel mimarisinde mutfağın yanında mutlaka kiler bulunur. Mutfaktaki raflara ‘kaplık’ ya da ‘terek’ adı verilir. Zahire ve kışlık yiyecekler, turşular ve reçeller, kilerde saklanır.
Sofra adabı..

Geleneksel olarak yemekler yere serilen sofra bezi üzerine konulan sinilerde yenir. Genellikle ilk kurulan sofrada büyükler, ikinci kurulan sofrada ise gelin ve kızlar yemek yer. Misafir için hazırlanan sofralar daha özenlidir ve hiçbir eksik bulunmaz. Sofraya saygı büyüktür, yemek sonrası sofradan şükrederek kalkılır ki, bu günümüze kadar bozulmadan gelen geleneklerden biridir.

Bol çeşitli bir mutfak…

Özel günlerde çok çeşitli yemekler yapılır ve bunların her biri bir olayı simgeler. Örneğin doğum yapmış kadını ziyarete gidildiğinde ‘kuymak’ adı verilen bir yemek ikram edilir.

Malatya için ayrı bir yeri bulunan Hıdrellez de ‘hızır kömbesi’, ‘sehen kesmesi’ gibi yiyecekler yapılır ve en az yedi komşuya dağıtılır.

Malatya mutfağının başlıca özelliklerinden biri bulgur ağırlıklı olmasıdır. Malatya mutfak kültüründe ekmek çeşitleri de önemli yer tutar. Tandır ekmeği, yufka ekmek, kınalı ekmek, ekşili ekmek, tutmaç, sac yüzü gibi pek çok ekmek çeşidi vardır. Bir başka çeşidi bol yemek ise, ana malzemesi bulgur olan köftelerdir.

Ayrıca kebaplardan, tatlılara kadar birçok yerde kullanılan kayısı ve ürünlerinin, damak lezzetinde önemli bir yeri vardır. Yerel mutfağın gözde yemeklerinden kağıt kebabı ve içli köftenin ise tadına doyum olmaz. Tanımlamanın yetersiz kalacağına inandığımız birbirinden lezzetli ve çeşitli kayısı tatlılarını ise Malatya’yı ziyaretinizde mutlaka tatmalısınız.


DARENDE KÖFTESİ

MALZEME:
İnce bulgur  500 gr.
Kıyma  500 gr.
Salça  3 çorba kaşığı
Tuz  
Su  

YAPILIŞI:

İnce bulgur kıyma ile yoğurulur; hamur haline getirilir. Elde yuvarlanır, salçalı suda tuz atılarak pişirilir.


KAYISI REÇELİ

MALZEMELER
3 su bardağı su
1.5 kg toz şeker
650 gr kuru kayısı
2 çorba kaşığı limon suyu

HAZIRLANIŞI
Kuru kayısıları oniki su bardağı ılık suyla ıslatın ve şişmeleri için bir gün suda bekletin. Diğer bir tencereye üç su bardağı su ile toz şeker koyun ve orta ateşe yerleştirin. Karıştırarak şekeri eritin ve kaynamaya bırakın. Şurup koyulaşmaya başladığında, kayısıların suyunu süzüp tencerenin içine atın ve şurup tekrar koyu kıvamını buluncaya dek kaynatın. Reçel kıvamını bulduğunda, iki çorba kaşığı limon suyunu katıp, biraz karıştırın. Bir taşım kaynattıktan sonra tencereyi ateşten alıp, soğumaya bırakın. Sonra kuru cam kavanozlara boşaltın, soğuduğunda kavanozların kapaklarını kapatıp, serin bir yerde muhafaza edin.

Arap gir tarihçesi

Posted on Temmuz 24, 2009 |

ARAPGİR’İN TARİHÇESİ
      
Arapgir, civarındaki yerleşim birimlerinin en eskilerinden biridir. Eski ismi “Daskuza” dır. Şehrin M.Ö. 1200 yıllarında kurulduğu ve ilk yerlilerinin Müşkiler olduğu sanılmaktadır. Arapgir, kronolojik olarak Protohitler, Hititler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, İslam Uygarlıkları, Anadolu Selçukluları, Anadolu Beylikleri ve Osmanlı dönemini idrak etmiş ve bu kültürlerin etki alanına girmiştir.

M.Ö. 852 de Asur egemenliğine giren Arapgir, önce Urartuların eline geçer. M.Ö.612 de tekrar Asurluların egemenliğine girer. Asur egemenliği İskender’in Anadolu’ya girdiği M.Ö.330 yılına kadar devam eder. M.Ö.44 ‘de Roma imparatorluğu’nca egemenlik altına alınan bu bölgenin Müslümanların eline geçmesi M.S.717′de Emevi Komutanı Davut Bin Süleyman sayesinde olur. Daha sonra Danişmentliler’in eline geçen Arapgir,1178′de Selçuklu Devlet’ine bağlı bir Sancak haline getirilir. Selçuklular’ın Kösedağ Savaşında Moğollara yenilmesi üzerine Moğolların eline geçer.

Anadolu Beylikleri döneminde önce Karakoyunluların, daha sonra Akkoyunluların eline geçen Arapgir, 1514 Çaldıran Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’nin egemenliğine girer.

1518 yılında tutulan ilk Osmanlı Tahrır defterinde Diyarbakır Eyaletinin 12 sancağından 10. sırasında Arapgir görülmektedir. Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapılmış olan Kanunname-i Süleymani’de Rum Beylerbeyliği (Sivas) Eyeleti’nin 7 sancağından birinin Arapgir olduğu görülmektedir. Kaynaklara göre 1540 tarihinde Arapgir Sivas Eyaletine bağlanmış, Sancak Beyi hassı 210000 akçe olmuştur.

1846 tarihli devlet salnamesine göre, Arapgir Livası 1834 tarihinden itibaren Harput (Elazığ) Eyaletine bağlı olarak gösterilmektedir. 1927 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamesinde ise Arapgir, Malatya vilayetine bağlı bir ilçe merkezi olarak görülmektedir.    

XIX. Yüzyılda, Trabzon-Halep transit yolu üzerinde yer alması, tüccarların girişken ve çalışkan olması, “manusa” kumaşı yapan el tezgahlarının yaygınlığı nedeniyle Arapgir önemli bir ticaret ve sanat şehridir. Bu dönemde nüfusun Malatya, Harput ve Diyarbakır’dan daha fazla olduğu sanılmaktadır. Bu durum I. Dünya Savaşı’na kadar devam etmiştir. Savaştan sonra, büyük tüccarların İstanbul, İzmir gibi büyük kentlere göç etmesi, Arapgir’in besleme havzası olan Irak ve Suriye’nin elden çıkması sonucu Arapgir giderek küçülmüştür…
 
ARAPGİR ADININ KAYNAĞI
 
Arapgir’in adı birçok kaynakta Daskousa-Dascousa-Daskuza olarak zikredilmektedir. İsmail Hamdi Denişmend eserlerinde Arapgir’i “ARAPKA-ARAPÇA-ARABRAKES” diye vermekte. Bizans kaynaklarında ARABRAKES diye geçmektedir.

1- Arapgir ismi eski Arapça yazı ile “Ayın,Rı,Be,Kef,Ye-ı ve Rı” harfleriyle yazılmaktadır. Bu harflerle yazılan Arapgir “Arapger, Arapker, Arapkir, Arapgir” şeklinde okunabilmiştir. Latin alfabesi ile transkript edildiğinde, biz bunu ARAPGİR diye yazıp okumaktayız.

2- Evliya Çelebiye göre,  zamanı kadimdeki banisi belli değildir. Muhammed yedi yaşında iken Arap Hatemi Ta’i Nuşirevan derdinden bizar olarak Mekke’ye gelmiş ve Abdulmuttalip ile görüşmüş, onların izni ile Arapkir’e gelip mesken edinmiştir.

Ceri sahibi olup, Nuşirevana gelüp, bu şehri aldığı malü ganaimle mamur etmiştir. İşte Arap Hatemi Ta’inin adına göre bu memleketin ismi Arapgir kalmıştır. Nice maluktan müluka geçmiş, nihayetinde Selçukiyan eline düşmüş, Çelebi Sultan Mehmet Han feth etmiştir. (E.Ç.S.C.5.215) Kalesini Hatemi Ta’i mamur edip 7 sene zapturaltında kaldı.

3- Başka bir hikaye, Arapgir denilmesinin sebebi, Süleyman Şah’ın kaleye su yolundan 40 Arap cengaveriyle geldiği esnada, kalenin kalabalığını gören Araplar hayretle bakarken “Arap ne duruyorsun gir” demeleri üzerine Arapgir ismi verilmiştir. Asker tutan anlamında olan “ergirt” den mütevellit Arapgir denilmektedir.

4- Asur Kralı Sargon’un Malatya civarında hakimiyet kurmak istediği, bunun için bu bölgede 8 adet kale yaptırdığı, bu fütuhatta engel olmak isteyen Arapgir halkını Aşağı Mezopotamya’ya sürdüğü, oradan getirdiği Arap ahaliyi de Arapgir’e yerleştirdiği, bundan sonra Arapger dendiği, ses düşmesi ile Arapgir olduğu belirten kaynaklarda vardır…

5- Bazı kaynaklarda da, Arapgir “Narin Kale-Nazik Kale” diye belirtilmekte, bunun “Ar,Ab,Ger” olarak “ye,iç,keyfine bak” anlamına geldiğini, Arapgir isminin bu anlamda kullanıldığı belirtilmektedir…

6- Bir başka kaynak Arapgir’in Darapgir kelimesinden türediğini belirterek; “Darap” bir hükümdar adı “kir” de “işlediği-yaptığı” anlamına geldiğine göre, şehri kuran Darap ismindeki hükümdar olduğu, Arapgir “Arapkir” isminin de buradan geldiğini belirtmektedir…

7- 9.yüzyıl başlarında Bizans hakimiyeti altında bulunan Arapgir, Melikşah zamanında Selçuklu Hakimiyeti altına alınmıştır. “Melikşah buranın alınması için Arap Mehmet denilen bir komutan ile Cihanşah’ı memur eder. Bunlardan Cihanşah şimdiki Cihangir denilen yerde şehit olur. Arap Mehmet ise uzun bir kuşatmadan sonra şehri ele geçirir. Bu olaya izafen buraya Arapgir ismi verilir” diyen kaynaklar da vardır…

Malatya kasyısısı imiş

Posted on Temmuz 24, 2009 |

MALATYA KAYISISI

Kayısının Tarihçesi

Tarihi kaynaklara göre Türkistan, Orta Asya ve Batı Çin’i içerisine alan çok geniş bir bölgenin kayısının ana vatanı olduğu sanılmaktadır. Günümüzden 5000 yıl gibi çok uzun bir zaman önce kayısı bu bölgede bilinmekte ve tarımı yapılmaktaydı. Büyük İskender’in seferleri sırasında kayısı M.Ö. IV’yy’da Anadolu’ya getirilmiş yetişmesi için uygun iklim ve toprakları Anadolu’da bulunduğundan Anadolu kayısının ikinci vatanı olmuştur. M.Ö. I. Yy’da Roma ve Pers savaşları sırasında Ermeni tüccarlar tarafından önce İtalya’ya sonra da Yunanistan’a götürülmüştür. İtalya ve Yunanistan’dan diğer Avrupa ülkelerine geçişi uzun yıllar almış 13. Yy’da İspanya ve İngiltere, 17. Yy’da da Fransa ve Amerika’ya da götürülmüştür.

Kayısı, coğrafik olarak dünyanın hemen hemen her yerine dağılmış olsa da daha çok Akdeniz’e yakın olan ülkelerde Avrupa, Orta Asya, Amerika ve Afrika kıtalarına yayılmış ve burada yetişme alanları bulmuştur. Dünya yaş kayısı üretiminde Türkiye birinci sıradadır. Türkiye’yi İspanya, İtalya, birleşik devletler topluluğu, İran Fransa, Yunanistan ve ABD izlemektedir. Bu birinci grup ülkelerin yaş kayısı üretimleri 100 bin tonun üzerindedir. Birinci gruba Fas, Pakistan, Suriye, Çin, Güney Afrika, Macaristan, eski Yugoslavya, Romanya, Avustralya, takip etmektedir.

Dünya yaş kayısı üretiminin yaklaşık % 10-15’inin yapıldığı Türkiye’de 6 kayısı bölgesi bulunmaktadır. Bu bölgeler;

Malatya, Elazığ, Erzincan bölgesi

Kars, Iğdır bölgesi

Akdeniz (Mersin, Mut, Antakya) bölgesi

Marmara Bölgesi

Ege Bölgesi

İç Anadolu Bölgesi

Bu bölgeler içerisinde Malatya, Elazığ, Erzincan bölgesi dışındaki bölgelerin üretimleri sofralık tüketime yöneliktir. Birinci bölgedeki kayısıların çoğunluğu kurutulmakta ve bu bölge dünya kuru kayısı üretiminin yaklaşık % 85-90’ını karşılamaktadır.

MALATYA KAYISISI

Kayısının Tarihçesi

Tarihi kaynaklara göre Türkistan, Orta Asya ve Batı Çin’i içerisine alan çok geniş bir bölgenin kayısının ana vatanı olduğu sanılmaktadır. Günümüzden 5000 yıl gibi çok uzun bir zaman önce kayısı bu bölgede bilinmekte ve tarımı yapılmaktaydı. Büyük İskender’in seferleri sırasında kayısı M.Ö. IV’yy’da Anadolu’ya getirilmiş yetişmesi için uygun iklim ve toprakları Anadolu’da bulunduğundan Anadolu kayısının ikinci vatanı olmuştur. M.Ö. I. Yy’da Roma ve Pers savaşları sırasında Ermeni tüccarlar tarafından önce İtalya’ya sonra da Yunanistan’a götürülmüştür. İtalya ve Yunanistan’dan diğer Avrupa ülkelerine geçişi uzun yıllar almış 13. Yy’da İspanya ve İngiltere, 17. Yy’da da Fransa ve Amerika’ya da götürülmüştür.

Kayısı, coğrafik olarak dünyanın hemen hemen her yerine dağılmış olsa da daha çok Akdeniz’e yakın olan ülkelerde Avrupa, Orta Asya, Amerika ve Afrika kıtalarına yayılmış ve burada yetişme alanları bulmuştur. Dünya yaş kayısı üretiminde Türkiye birinci sıradadır. Türkiye’yi İspanya, İtalya, birleşik devletler topluluğu, İran Fransa, Yunanistan ve ABD izlemektedir. Bu birinci grup ülkelerin yaş kayısı üretimleri 100 bin tonun üzerindedir. Birinci gruba Fas, Pakistan, Suriye, Çin, Güney Afrika, Macaristan, eski Yugoslavya, Romanya, Avustralya, takip etmektedir.

Dünya yaş kayısı üretiminin yaklaşık % 10-15’inin yapıldığı Türkiye’de 6 kayısı bölgesi bulunmaktadır. Bu bölgeler;

Malatya, Elazığ, Erzincan bölgesi

Kars, Iğdır bölgesi

Akdeniz (Mersin, Mut, Antakya) bölgesi

Marmara Bölgesi

Ege Bölgesi

İç Anadolu Bölgesi

Bu bölgeler içerisinde Malatya, Elazığ, Erzincan bölgesi dışındaki bölgelerin üretimleri sofralık tüketime yöneliktir. Birinci bölgedeki kayısıların çoğunluğu kurutulmakta ve bu bölge dünya kuru kayısı üretiminin yaklaşık % 85-90’ını karşılamaktadır.

MALATYA KAYISISI

Kayısının Tarihçesi

Tarihi kaynaklara göre Türkistan, Orta Asya ve Batı Çin’i içerisine alan çok geniş bir bölgenin kayısının ana vatanı olduğu sanılmaktadır. Günümüzden 5000 yıl gibi çok uzun bir zaman önce kayısı bu bölgede bilinmekte ve tarımı yapılmaktaydı. Büyük İskender’in seferleri sırasında kayısı M.Ö. IV’yy’da Anadolu’ya getirilmiş yetişmesi için uygun iklim ve toprakları Anadolu’da bulunduğundan Anadolu kayısının ikinci vatanı olmuştur. M.Ö. I. Yy’da Roma ve Pers savaşları sırasında Ermeni tüccarlar tarafından önce İtalya’ya sonra da Yunanistan’a götürülmüştür. İtalya ve Yunanistan’dan diğer Avrupa ülkelerine geçişi uzun yıllar almış 13. Yy’da İspanya ve İngiltere, 17. Yy’da da Fransa ve Amerika’ya da götürülmüştür.