Kastamonu otel
Kastamonu polisevi nerede
Posted on Ocak 25, 2010 |
Kasta monu polisevi açık adresi kayıtlarda bulunamıyor. kastamonu polisevinin oda özellikleri ve fiyatları var ama adresi yok. adresini bulduğumuzda sizlerle paylaşıcağız.
Kastamonu taş köprü
Posted on Temmuz 20, 2009 |
Kastamonu taş köprü olarak bilinen genel anlamda büyük nitelik sahibi yerlerdir.Özellikle son zamanlarda yapılan gelişmelerle birlikte yeni deneyimler edinilmiştir.Farklı yapılara sahip olan bu taş köprü tarihin en eski kalıntılarıdan bidir.Üstelik halada kullanılmakta ve sapasağlam ayakta durmaktadır.
Küre dağları
Posted on Temmuz 20, 2009 |
Küre Dağları, doğa koruma açısından küresel düzeyde önemli 200 ekolojik bölge arasında bulunan Kafkasya ve Kuzey Anadolu Ilıman Kuşak Ormanları içerisinde yer alır. Küre Dağları’nın özellikle batı kesimi, Batı Karadeniz’in doğal yaşlı ormanlar, kanyon ekosistemi, akarsu ekosistemi ve çayırlıklardan oluşan en geniş, el değmemiş, nemli karstik ormanlarına sahiptir. Jeomorfolojik süreçler içinde gerçekleşen aşınımlar sonucu oluşan dev kanyonlar, mağaralar, dolin ve çukurların gür ormanlarla birleşmesiyle oluşan eşsiz doğal peyzajlar, alanı benzersiz kılmaktadır. Bu bakımdan Toros Dağları ile benzerlik gösteren Küre Dağları’nın ayırt edici yanı, nemli yapraklı ve karışık ormanlarıdır.
Küre Dağları, bitki kuşakları açısından Euro-Siberian floristik bölgenin öksin kesiminde yer almaktadır. Türkiye’nin Önemli Bitki Alanları arasında bulunan Küre Dağları’nda, Türkiye’ye endemik 80 ve tehlike altında 46 takson kayıtlıdır. Küre Dağları’nın bitki örtüsü yapısı dört ana grupta toplanabilir:
1.Batı Karadeniz ılıman kuşak kayın ve göknar ormanları
2.Yalancı maki formasyonu
3.Karstik alandaki biyolojik çeşitlilik açısından önemli karışık orman
4.Endemik bitki türleri

Öksin bölgenin genel karakterine bağlı olarak, karışık yapraklı türlerle iğne yapraklı türler, orman ekosistemi içerisinde genellikle homojen bir karışıma sahiptir. Özellikle batı kesimlerde, her dem yeşil ve yaprağını döken ağaçlarla çalıların baskın olduğu, nemli karaktere sahip bir bitki örtüsü hakimdir.
Kastamonu yörük köyü resimleri
Posted on Temmuz 20, 2009 |
Evleriyle ünlü Yörük Köyü

750 yıllık geçmişe sahip Yörük köyünde en eski ev 450, en yenisi 90 senelik. 450 yıllık “Obabaşı” günümüze Odabaşgil olarak gelmiş ve en eski ev unvanına sahip. Halk büyük şehirlere göç edince bugün köyde yaşayan 60 kişi kalmış.
Yörük köyü Safranbolu’nun yanıbaşında aynı mimariye sahip doğal özellikleriyle bozulmadan, yağmalanmadan günümüze kadar gelebilmiş ender köylerden biri. Yöre halkının büyük şehirlere göçü nedeniyle halen terk edilmiş görünümündeki şirin köyün tamamı adeta açık hava müzesi.
Safranbolu’nun merkez köylerinden biri olan Yörük Köyü, Safranbolu’nun 20 km doğusunda yer alıyor. 140 hanelik köyün iç ve dış mimari zenginlikleri bölgeyi ziyaret eden turistlerin de önemli duraklarından birini oluşturuyor. Yörük Köyü’nün kuruluş hikayesi şöyle: Hüseyin-Hacı-Davut isimli üç kardeşin yönetimindeki Yörük aşireti Orta Asya’dan dağılan Oğuz Türkleri’nin Karakeçili aşiret kollarından biri. Üç kardeşin en büyüğü Hacı Hüseyin ve beraberindekiler bugünkü Yörük Köyü’nün orta mahallesindeki Hafız Pınar’ı olarak bilinen, halk arasında “Çökön” ismiyle anılan alana çadırlarını kurup yerleşmişler. Hayvancılıkla uğraşan yörüklere zamanla meralar yetmez olmuş. Kardeşlerden ikincisi Hacı grubuyla “Hacılar Obası Köyünü”, üçüncü kardeş Davutta etrafındakilerle beraber “Davut Obası Köyünü” kurmuşlar.
Yörük köylüleri 250 sene göçer olarak çadırlarda yaşama devam etmişlerse de Osmanlı devletinin yerleşik düzene zorlamasıyla köyler oluşmuş. 750 yıllık geçmişe sahip Yörük köyünde en eski ev 450, en yenisi ise 90 senelik. 450 yıllık “Obabaşı Evi” günümüze Obabaşgil olarak değişerek gelmiş ve halen en eski ev olma unvanına sahip.
Yörük Köyü Evleri
Aşı boyası, civit mavisi, tahini gibi renklere boyanmış evlerde ahşap doğramalar, kapaklar, torbalı parmaklıklar, sürme kafesler ilk bakışta dikkati çeken özellikler. 150-200 yıllık evlerde iç süslemelere duvar ve tavan kaplamalarına da oldukça özen gösterilmiş.

Uğura inanan Yörük köyü sakinleri evlerinin saçak uçlarına eskiden vurdukları geyiklerin boynuzlarını da asmışlar. 2-3 hatta 4 katlı olarak inşa edilen Yörük köyü evlerinde alt kat ahır olarak kullanılırken, girişte evin kileri, bahçesinde kuyusu bulunuyor, üst katlar oturma amaçlı odalara ayrılıyor. Pencereler kafesli, panjurlu, kapılar ise birbirinden ilginç ve estetik kilitlerle süsleniyor.

Tokmaklar ve Kilitler
Kapı kilidinin anahtar deliği yanında bir mandal var. Bu mandal yukarı hareketle birinci kilidi açıyor, elle çekilince ikinci kilidi kaldırıyor. Üçüncü kilit de anahtarla açılıyor. Kapı tokmakları haber ve mesaj vermek için kullanılıyor. Tokmaklara bağlı ip ve bezlerin değişik anlamları var, tokmaktan tokmağa dolanan ip, evde kimse yok, ip aşağı sarkıyorsa ev sahibi evde anlamı taşıyor. Tamamı açık hava müzesi olan köyün çok pencereli, ferah yapıları arasında Sipahioğlu Konağı ve Misafirhanesi, Yukarı mahallede Hacı Kavası ve Bekirefendi Evleri, Muratoğlu konağı, Cebelioğlu konağı, Aşağı mahalle, Ahşap cami, İbrahim Çağlayan hanesi, Kaymakçıoğlu konağı mimarisi ile dikkat çeken eserlerin arasında sayılıyor.
1879 yılında yapılıp 1996 yılında onarım gören şimdi sanat galerisi olarak kullanılan “Genel çamaşırhane” çeşme ve tarihi mezarlığı, köyün sırtını dayadığı tepelerde bulunan mağaralar, Kastamonu-Safranbolu karayolu üzerinde yer alan 30 metre çapında ve 37 derece sıcaklıktaki suya sahip etrafı ağaçlarla çevrili piknik yeri olarak kullanılan doğal havuz görülebilecek diğer yerlerden bazılarını oluşturuyor.

Nasıl Gidilir?
Kastamonu yoluna saparak devam edenler 18 km sonra Yörük köyüne olaşabilirler. Sabah köyden, akşam Karabük’ten minibüs seferleri de yapılıyor. İstanbul veya Ankara’dan özel araçla otobanı tercih ederek Gerede kavşağına gelenler Samsun yoluna dönüyorlar. Bu yol daha sonra ikiye ayrılıyor. Sola devamla Karabük’e gelenler Safranbolu istikametinde ilerleyip bu defa sağa Kastamonu’ya giden yol üzerinde ayrılarak, 1,5 km içerde bulunan Yörük köyüne girebilirler. Köy içi sokaklar parke taşı kaplı araçla dolaşmaya ve yürümeye müsait.
Gideros
Posted on Temmuz 20, 2009 |
Hürriyet Seyahat’ten alıntıdır.
Cavid Sezen
Recai YILMAZ 15 Haziran 2009
Karadenizli Amazonların gizli cenneti GİDEROS
[ Ekli Dosyaları Görüntüleme İzniniz Yok ]
Kastamonu’nun Cide sahilindeki Gideros Koyu, antik çağdan bu yana güzelliği dillere destan olan bir doğa cenneti. Tarihin ilk coğrafyacısı Strabon, koydaki yerleşimi 3500 yıl önce Amazonların kurduğunu yazıyor. Gideros’un kadınları bugün de Amazonlar gibi doğayla savaşıyor. Balıkçılık, hayvancılık yapıyor, restoran, pansiyon işletiyor.
Gideros, bu yıl Seçkin Avrupa Destinasyonları (EDEN) ödülüne Türkiye’den gösterilen dört adaydan biriydi. Kültür ve Turizm Bakanlığı, yaban hayatı geliştirme konusundaki başarısı nedeniyle birinciliğe Kars’ın Kuyucuk Gölü’nü uygun gördü. Bu yaz yolunuz Karadeniz sahiline düşerse, Gideros’a mutlaka uğrayın.
Sıcak yaz günlerinin serin kuytusu, Batı Karadeniz’in doğa harikası, çılgın Karadeniz’in uysal koyu Gideros… Karadeniz’le ağaç denizinin kavuştuğu, tarihle doğanın buluştuğu nokta…
Cide ilçe merkezine 11 kilometre uzaklıktaki Gideros Koyu, birinci derecede doğal, ikinci derecede tarihi sit alanı. Geçmişi MÖ 15. yüzyıla uzanıyor. Strabon, buradaki ilk site devletini Amazonların, Prof. R. Leonhard ise Akalar’ın kurduğunu söylüyor.
Homeros’un metinlerinde de rastlıyoruz Gideros’a. MÖ. 12. yy’da geçtiği sanılan Truva Savaşları’nı anlatırken, Batı Karadeniz sahil şeridinde kurulan güçlü Paphlagonia’dan bahsediyor. Bu krallığın Parthénios (Bartın), Sesamos (Amasra), Kromna (Kurucaşile), Aigialos (Cide) ve Kytoros’u (Gideros) içine aldığını öğreniyoruz. Gideros tarafında Henet, yahut Heneti (Enetler) adlı bir kavmin yaşadığını belirtiyor. İlyada destanında “Ulu gönüllü Enetler’in ve Paphlagonlar’ın hanı, Ares benzeri Plymen’in savaş alanına katırlara binmiş muharipleriyle geldiğini” anlatıyor. Ancak Truva Savaşı’nın sonu felaket olmuş. Kral oğlunu kaybetmiş, Paphlagonlar ikiye bölünmüş, bir bölümü Amasra’ya yakın Egialos (Cide) civarındaki köye yerleşmiş, diğerleri Adriyatik sahillerine göç ederek, Veneto halkının atalarını oluşturmuş.
KADINLAR TARİH YAZMIŞ
Gideros’un kaderi kadınlarla değişmiş hep. Amazonlar kurmuş, Büyük İskender’in baldızı Amastris yıktırmış. Bugün de Gideros’a hayat veren, yine kadınlar. Denizle ilgili her türlü işi yapıyorlar. Kürek çeken, ağ atan, balık tutan, bunları ayıklayan, pişirip sunan… Onları izlemeye kalkarsanız bir süre sonra kendinizi işin içinde bulabilirsiniz. Farkında olmadan çalışmaya başlarsınız. Çünkü bir Amazon kadını liderliği ve zekasıyla çevresindekileri yönetir.
Koyda altı aile yaşıyor. Pansiyon, balık lokantası işletiyorlar. Aynı zamanda dalgıç, yat ustası, motor tamircisi, balıkçı, boyacı, kaptan, ağ örücüsü olduklarını söylesem, şaşırırsınız. Herkes çok becerikli burada… Ellerine kereste verseniz, yat; ip verseniz
ağ alırsınız.
[ Ekli Dosyaları Görüntüleme İzniniz Yok ]
KAYADAKİ CENEVİZ TOPU
Koyun denize açılan ağzı 130 metre genişliğinde. Bu nedenle Karadeniz’in hırçın dalgaları iç bölüme ulaşamıyor. Suyu her zaman bir göl kadar sakin. Çapı doğudan batıya, 514 metre. Girişi ve orta bölümü derin, sahilleri akvaryum misali balıkları izleyebileceğiniz kadar sığ. Sahili, dibi çakıl. Bu nedenle suyu her zaman kristal berraklığında.
Gideros’un denizden girişindeki iki burunda yaklaşık dört metre yüksekliğinde, 20’şer metre uzunluğunda surlar yükseliyor. Uç noktalarında birer burç kondurulmuş. Batı burnundaki kalıntıları bitkiler örtmüş. Rıfat Ilgaz’ın eserlerinde bahsettiği, Cenevizlilerden kalma toplar hâlâ kayaların üzerinde. Taşa sabitlenen toplar, yüzyıllardır kayık bağlamak için kullanılmış. Deniz suyuna, neme inat, geçmişi anlatmak ister gibi dimdik ayaktalar.
Geçmiş çağların izini koyun iki noktasında daha görmek mümkün. Dağın eteğinde, kıyıdan 100 metre içerideki bir tepenin üstünde kilise kalıntısı bulunuyor. Sadece duvarları ayakta. Altındaki Çadırini Mağarası yaklaşık 80 metre derinliğinde, tabanı kesme taşla kaplı. Koydan sarp kayalıklarla yükselen dağın zirvesine yakın bölgede üç mağara bulunuyor. İkisi, yaklaşık 300 kişiyi barındırabilecek büyüklükte. İçlerindeki sarkıt ve dikitler büyüleyici güzellikte. En büyük mağaranın kapısına sarnıç yapılmış. Çevrede birkaç mezar dikkat çekiyor.
CÖMERT YABAN ÖRDEKLERİ
Batı Karadeniz’de bitkilerin yetişmek için toprağa ihtiyacı yok. Kayalardan bile yeşillik fışkırıyor. Antik Çağ ozanlarından Catulle bir şiirinde “Kytoros’un dağlarını taçlandıran şimşir ağaçları”ndan bahsediyor. MÖ. 8.yy’da puhu kuşu denince Atina, buğday denince Mısır, balık denince Çanakkale, safran denince Kilikya, şimşir ağacı denince Gideros gelirmiş akla. Gideros ormanları hâlâ eski görkemini koruyor. Tepeleri dev kestane, ıhlamur, çam, kayın, köknar, meşeler süslüyor. Yükseklerden koya baktığınızda Karadeniz ve gökyüzünün mavisinin içinden yeşilin binbir tonu üstünüze dalga dalga geliyor.
Her mevsim güzel Gideros. Ancak haziran – ağustos arasını özellikle öneririm. Doğanın içinde konaklamak, kuş seslerini doyasıya dinlemek, ruhunuzu dinlendirmek istiyorsanız ideal zaman. Koy şu günlerde olta balıkçılarının uğrak yeri. Kayıkla veya kayalardan olta sallayarak balık tutuyorlar. Ben de günbatımı seyretmeye ve fotoğraf çekmeye gidiyorum. Taze ördek yumurtası da toplamak istiyorum ama martılar hep benden önde. Koydaki yaban ördekleri su kenarı, su içindeki taşlar dahil her yere yumurtluyor. Martılar bu anı sabırsızlıkla bekliyor. Ördekler yumurtanın üzerinden kalkar kalkmaz, martı taze yumurtaya koşuyor.
İnsanlara çok alışmış ördekler. Yabanlıkları kalmamış gibi. Yavrularını arkalarına takıp, önünüzde geçit yapıyorlar. Gideros’ta mutlaka balık yemelisiniz. Salatayla birlikte. Burada tattıktan sonra, salata konusunda düşünceleriniz değişebilir! Salatanın içindeki her şey canlı ve diri. Sofrada günbatımını izlemek ayrı bir doyum. Sorun, manzaranın doyulmazlığı. Güneş neden bu kadar çabuk batıyor, diye soruyorum her seferinde kendime. Her güzel olayda yaşadığımız zaman yanılsaması mı sözkonusu olan, yoksa Güneş kıskançlık yapıp koyu saklamak mı istiyor? Bence ikincisi, yoksa Güneş bu kadar kızıp kıpkırmızı olur muydu?