Tatil Otelleri Rehberi, Ucuz Otel, Otel Rehberi, Tur Rehberi

Gitmeden önce fikir sahibi olun.

İzmir otel

Hoşislamlar türbesi

Posted on Şubat 10, 2010 |

Atkaracalar İlçesi güneyinde, Dumanlı Dağları’nın eteklerinde olan türbe, ilçeye 3 km. mesafededir. 10 dönüm alana sahip olan Türbenin çevresinde cami, misafirhane, yemekhane, umumi tuvalet ile iki adet çeşme bulunmaktadır. Bütün yapılar yenidir. Türbe’de medfun bulunan Pir Hamza Sultan’ın, Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde Horasan’dan geldiği ve civarda dağınık olarak yaşayan müslümanlar için merkezi yerde bir cuma mescidi inşa ettirdiği bilinmektedir. Bugün Atkaracalar İlçesi’nin ortasında kalan mescidin zamanla yıkılması üzerine, halk tarafından yerine büyük bir cami yapılmıştır. Türbe, özellikle yaz döneminde çok sayıda zi¬yaretçi çekmektedir.

İzmir polis evi nerede

Posted on Ocak 23, 2010 |

İzmir polis evi nerede diye bir çok sorgu geliyordur sitemizde bizde sizler için izmir polis evini araştırdık ve adresini sitemizde yayınlıyoruz.

İZMİR POLİS MORAL EĞİTİM MERKEZİ İRTİBAT TELEFONLARI: Merkez Bina: 0 232 483 66 11 Avea : 0 505 318 87 50 Faks: 0 232 489 64 26

İzmirde yaygın atasözleri

Posted on Temmuz 18, 2009 |

Aç köpek fırın deler
 

 Aç tavuk düşünde darı görür
 

 Adam, adam sayesinde adam olur
 

 Adam eşeğinden belli, kadın döşeğinden belli
 

 Akılsız köpeği yol kocatır
 

 Akşamdan sonra gelen misafir, ya soğan yer ya da söğen.
 

 Alçak eşeğe kim olsa biner
 

 Analık, domuz derisinden yamalık
 

 Anası uyumuş kızı büyümüş, sandığında sümüklüböcek yürümüş.
 

 At beslenirken, kız istenirken verilir.
 

 Azı çocuğa gösterme, çoğu kocaya gösterme.
 

 Bulut giderse Aydın’a tut işini kaydına

Bulut giderse Şam’a çek koca eşeği dama
 

 Canlı mal kazıktan kazığa
 

 Çirkefe taş atma üstüne sıçrar.
 

 Çocuğa iş buyur, arkasından kendin git
 

 Çocuk padişah tanımaz
 

 Dağ başından duman eksik olmaz
 

 Demir tavında; güzel çağında..
 

 Düğün el ile, harman yel ile
 

 Eceli gelmiş köpek cami duvarına işer
 

 Ekti besle tuluğunu delsin
 

 Eşek dövüldüğü yere gider
 

 Eşek kızınca beygiri geçer
 

 Etme kulum, bulursun zulüm
 

 Evli evinde gerek, köylü köyünde gerek
 

 Kahırsız kaya dibi olmaz
 

 Kalıp kıyafetle adam adam olmaz
 

 Hazıra hazine dayanmaz
 

 İşini bilmeyen kasap, ne bıçak kor ne masat
 

 Huylu domuz, huyundan vazgeçmez.
 

 Kız anadan öğrenmiş sofra düzmeyi, oğlan babadan öğrenmiş oba gezmeyi.
 

 Kör ölür badem gözlü olur, kel ölür sırma saçlı olur.
 

 Leylek benim ne kuşum, gelir yazın gider kışın.
 

 Mirasa nereye gidiyorsun demişler, miras olmaya demiş.
 

 Olursa el beğensin, olmazsa yel beğensin.
 

 Öleni gömerler, malını bölerler.
 

 Ölü gözünden yaş, imam evinden aş çıkmaz.
 

 Serçeden korkan darı ekmez.
 

 Sıçanın sidiği denize katkıdır.
 

 Suyun ağır akanından, insanın yere bakanından kork.
 

 Şubat deri yüzer, Mart güç üzer
 

 Tarhana çorbası tarlaya kadar, bulgur aşı öğleye kadar.
 

 Unu var ünü yok.
 

 Ürümesini bilmeyen köpek sürüye kurt getirir.
 

 Veresiye içen iki defa sarhoş olur.
 

 Yazın başı pişmeyenin, kışın aşı pişmez.
 

 Yarim yar olsun, yuvam çalı dibi olsun.
 

 Yeğne at yemini kendi artırır.
 

 Yazın başı pişenin kışın aşı pişer.
 

 Yediğim soğan olsun, sardığım civan olsun.

İzmir efsaneleri

Posted on Temmuz 18, 2009 |

Selçuk’ta Yedi Uyurlar Efsanesi

 

Vakti zamanında Dakyanus adlı bir oduncu, her gün Efes Dağlarına gider, akşama kadar topladığı odunları satar, geçimini temin edermiş. Bir gün dakyanus yerde bir yazılı taş bulur.. İlgisini çektiği için onu yanına alıp kasabaya getirir. Kasabanın bakkalına götürür ve onu okumasını rica eder. Bakkal kitabeyi okuduktan sonra:

-Sen fakir adamsın, paraya ihtiyacın var. Bırak şu odunculuğu, bu dükkanı sana bırakayım, yeter ki taşın çıktığı yeri bana göster, taş ta senin olsun der.

Oduncu kabul etmez;

-Ben senin dükkanını falan istemem. Eğer okuyacaksan bunu oku, yoksa bırak başkasına okutturayım, deyince; bakkal (bilgili ve okur-yazar bir insandır) kitabeyi okur ve der ki: “Sakın taşı kimseye verme, sen cahilsin, bu taşın çıktığı yerde üç küp altın bulacaksın. Zengin olup ilerde kral olacak ve hatta Tanrılığını ilan edeceksin.” Oduncu güler ve işine devam eder.fakat bu sözler onu bir düşünceye salar ve merak uyandırır. Ertesi günler taşın çıktığı yerleri deşmeye başlar. Açılan delikte bir tuğlanın altından toprak kayarak deliği büyütür ve bir mahzende gerçekten üç küp altın bulur. Altınları hemen götürmeye çekinir ve hergün peyderpey onları taşımaya başlar. Tabii zengin olur, çok iyilik seven bir insan olduğu için fakirlere yardım etmeye ve kasabaya bir hayrat yapmaya başlar.

Derken devrin kralı ölür. O zamanlar kralları halk seçermiş. Kimi kral seçelim derken akla Dakyanus gelir. Halk, “Fakirlere yardım ediyor, devlet bütçesine ihtiyacı yok” der. Sonra karar uygun görülür ve Dakyanus kral seçilir. Zamanla çok ünlü bir kral olunca kendini büyük görmeye başlar ve Tanrılığını ilan etmek ister.

Bir gün vezirlerini toplar ve bu kararını ilan etmek üzereyken bir sinek musallat olur ve kulağına, gözüne, burnuna, ağzına konarak kralı konuşmaktan alıkoyar. Buna rağmen kral :

- Arkadaşlar! Bir sinek konuşmama mani oluyor, kısa kesmek isterim. Ben Tanrılığımı ilan ediyorum.

Böyle deyince vezirlerden altı tanesi hemen yerinden fırlayarak;

-Fakat bizim Tanrımız var. O varken ikinci bir Tanrıya inanmamız güçtür, derler.

Kral Dakyanus celallenir ve onları huzurundan kovar. Daha büyük bir kötülük yapmasından korkan altı vezir sarayı terk ederek şehirden kaçarlar. Şimdiki kızlar cimnazı (Kızıl Gedik)’nın bulunduğu yere gelince, orada köpeği ile bir çoban görürler ve hadiseyi anlatırlar. Çoban:

-Benim efendim de aynı şekilde iddialarda bulunuyor, ben de kaçmak istiyorum. Sizinle beraber geleceğim, der. Hepsi beraber şimdiki yedi uyuyanlar Mağarasına girerek derin bir uykuya dalarlar. Zabıtalar Efes dağlarını arar tarar, fakat onları bulamazlar. Bilinmez aradan kaç yıl geçtikten sonra uyandıkları zaman çok acıktıklarını hissederler ve içlerinden biri şehre ekmek almaya iner.

O zaman Dakyanus ölmüş ve yeni krallar bu zengin kralın hazinelerinin nerede olduğunu merak eder dururlarmış. Bu bakımdan halka verilen bir emirle kimde o devre ait olan bir para bulurlarsa yakalayıp saraya getirmeleri tembih edilmiş.

Fırıncı o devrin parasını görünce, adamın saç, sakal ve kıyafetinden şüphelenerek durumu saraya haber verir. Zabıtalar hemen adamı yakalayarak geldiği yeri göstermelerini emrederler. Fakat geldiklerinde mağaranın kapısı Tanrı’nın emriyle tekrar kapanır. Ve bir daha açılmaz.

Rivayet edilir ki, sonradan eshab-ı Kehf denen ve mağarada 200 yıl yaşadıkları anlaşılan yedi uyurların kaç yıl uyudukları şöyle anlaşılmış: Beraberinde bulunan çoban köpeği her yıl tüy değiştirirmiş. Onun yattığı yer bulunmuş ve üst üste duran tüylerden anlaşılmış.

( Sabahattin TÜRKOĞLU Selçuk İlçesinden Hasan KİMSESİZ’den derlemiştir. T.F.A.)

 

GELİN TAŞI VE DEDE TEPESİ EFSANESİ

 

Güzel İzmir’imizin Bergama ve Dikili ilçeleri ara­sında Kaynarca denilen büyük bir bataklık varmış. Sazlarla örtülü olan bu bataklıkta pek çok kaynak gizliymiş. Bu kaynaklara düşenler, tabaklanmış deriye dönerlermiş.

Vaktiyle bu Kaynarca’nın olduğu yerde bir mem­leket varmış. Verimli tarlaları, besili hayvanları pek çokmuş. Bu memleketin halkı o kadar zengin ol­muşlar ki, ekinlerini ekmek, hayvanlarım otlatmak için başka yerlerden işçi getirip çalıştırıyorlarmış. Fa­kat gelenler oranın ahlakını bozmuş, halkı baştan çıkarmışlar.

Bir gün bu memlekete bir pir gelir, halka na­sihatta bulunarak akıllarını başlarına toplamalarını söyler. Bu pîrin sözlerine kimse kulak asmadığı gi­bi, bir de altın ve gümüş dolu iki kuyunun arasına ekmek su vermemeksizin hapsederler. Pîrin haline acıyan bir kız, kimselere görünmeden bu ihtiyara ekmek ve su getirir, onu ölmekten kurtarır.

Bir müddet sonra bu kızın düğünü olur. Kırk gün, kırk gece süren eğlencelerden sonra bütün halk sarhoş olur, yerlerde sürünmeye başlarlar. Ge­lin yeni evine gitmek için atına biner, yola çıkılır. O bölgenin âdetine göre, geline, köyün hemen ya­kınında bulunan bir kuyudan üç yudum su içirmek ve aynı kuyunun etrafında üç defa dolaştırmak ge­rekir. Kuyunun başına gelinir, tam gelin su içeceği sırada o pîr karşılarına çıkar ve der ki:

. «Durmadan arkamdan yürüyün, sakın arkanıza bakmayın. Yoksa hepiniz taş olursunuz!»

Pîrin bu sözlerinden korkan halk onun peşine takılır ve koşmaya başlar. Arkalarından müthiş gü­rültüler kopar, acı çığlıklar atılır. Buna dayanamayan birisi arkasına dönüp bakar. Evlerden suların fışkırdığını, memleketi kara dumanların bürüdüğünü görünce «Yandım.» diye Kendisini yere atıverir. Ne olduğunu anlamak için hepsi arkalarına bakarlar ; pî­rin sözünü dinlemedikleri için de taş kesilirler. Kur­tarmak istediği kızın taş kesilmesine çok üzülen pîr, tepeye tırmanır ve fazla gidemeden orada ruhunu teslim eder.

Bu hadiseden sonra, kızın taş kesildiği yere Ge­lin Taşı, pîrin ruhunu teslim ettiği tepeye de Dede Tepesi adı verilir.

Bu efsaneyi tamamlayan şu iki motifi de bura­ya eklemeyi faydalı buluyoruz.

Kaynarca’daki memleketin batması sırasında baş­ka bir gelin de bir katar deve ile birlikte Çandarlı’ya gidiyormuş. Bu kafile de oldukları yerde taş kesilmiş. Çandarlı yolunda, Demirtaş’ın yanındaki Katar Kayalar adını bu hadiseden alıyormuş.

O büyük felâket sırasında Kaynarca’dan kaçmak isteyen bir bezirgân Kalarga Tepesine sığınır. Bütün eşyası ile birlikte taş olmaktan kurtulamaz. Bugün Kalarga tepesinde görülen kayalar, halkın ifadesine göre, birbiri üstüne konmuş bez toplarına ve bir adama benzemekteymiş.

İzmir hakkında az bilinen hikayeler

Posted on Temmuz 18, 2009 |

İzmir’in en az 8000 yıllık bir tarihe sahip olduğunu,
Dünya’nın en büyük 3.Heykeli ünvanı bulunan Buca-Mevlana Heykeli’nin İzmirde olduğunu,
Iliada ve Odysseus”un yazarı Homeros’un İzmir’li olduğunu,
İncil’de sözü edilen “Yedi Kilise”den üçünün İzmir ili sınırları içinde olduğunu,
Dünyanın Yedi Harikasından biri olan Artemis Tapınağı’nın Selçuk’ta olduğunu,
.Parşömen kağıdının Bergama’da keşfedildiğini,
Eski dönemlerde Foçalıların 50 kürekli ve 500 yolcu taşıyan tekneler inşaa ettiklerini,
Eski Foçalıların Batı Akdeniz’de bir çok koloni kurduklarını, bunlardan bazılarının İtalya’da“Velia”, İspanya’da “Ampurias” ve Fransa’da “Marsilya” olduğunu,
Tanrıça Athena adına inşa edilen ilk tapınağın İzmir’de inşaa edildiğini,
Filozof ve şair olan Xenophanes’in İ.Ö. 6. yy’da Kolofon’da yaşadığını,
 “Bir nehirde iki kez yıkanılmaz” diyerek her şeyin değiştiğini söyleyen ünlü filozof Heraklit’in (İ.Ö 540-480) Efes’te yaşadığını
Filozof Anaxagoras’ın (500-428 B.C) Clazomenae’de, (bugünkü Urla) yaşadığını,
Eski çağın ünlü hekimi Galen’in (131-210.İ.S.) Bergama’da yaşadığını,
Meryemana için yapılan ilk kilisenin Efes’te olduğunu,
İncil’in dört yazarından biri olan St. John’un Selçuk’ta öldüğü ve burada gömüldüğünü,
Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın 188 yılının kışını Antonious ile birlikte Efes’te geçirdiğini,
Fransız yazar ve şairlerden Lamartine, Chateubriand, Theophile Gautier, and Gustave Flaubert’in İzmir’i ziyaret ettiklerini,
Papa VI. Paul’un 1967 ve Papa II. John’un 1979 yılında Meryemana Evini ziyaret ettiklerini,
Uluslararası “İzmir Festivali” kapsamında Ray Charles, Paco De Lucia, Joan Baez, Martha Graham Dance Company, Tanita Tikaram, Jethro Tull, Leningrad Philarmony Orchestra, Christ De Burg, Sting, Moscow State Philarmony Orchestra, Julio Iglesias, Jan Garbarek, Red Army Chorus, Academy of St. Martin in the Field, Kodo, Chick Corea, New York City Ballet, Nigel Kennedy, Brayn Adams, Elton John ve James Brown’un İzmir’e geldiklerini,
Ünlü şarkıcı Dario Moreno’nun Izmir’de yaşadığını,
Bademler köyünün Türkiye’de tiyatroya sahip ilk ve tek köy olduğunu biliyor muydunuz