Tatil Otelleri Rehberi, Ucuz Otel, Otel Rehberi, Tur Rehberi

Gitmeden önce fikir sahibi olun.

Bolu otel

Bolu gezilecek göller

Posted on Mayıs 5, 2010 |

Abant Gölü:
Bolu’nun 34 km. Güneybatısında Abant Dağları üzerinde oluşmuş bir krater gölüdür.Yeraltı suları ile beslenir.

Abant Gölü çevresi flora ve fauna bakımından oldukça zengindir. Gölde bulunan ünlü Abant alabalığı yılın belirli zamanlarında, belirli bir ücret ödeyerek avlanabilir. Yöre ormanları geyikler için en uygun yaşam ortamıdır. Göl çevresindeki ormanlarda tavşan, tilki, çakal, kurt, ayı, domuz, karaca, gelincik, geyik gibi av hayvanlarıyla şahin, doğan, atmaca görülmektedir.

Piknik, kamping, sportif olta balıkçılığı, yürüyüş , tekneyle, faytonla, atla gezinti ve kışın doğal buz pateni bu tabiat parkının vazgeçilmez aktiviteleridir. Göl etrafında konaklama ve yeme-içme tesisleri bulunmaktadır.

Gölcük:
Bolu’nun 13 km. güneyinde suni olarak yapılmış bir set gölüdür. Etrafı çam ve köknar ağaçları ile kaplı gölün kar altındaki görüntüsü muhteşemdir. Gölün hemen kenarında Orman Bakanlığı’nın misafirhanesi ile bir kır gazinosu vardır. Göl ve etrafı orman içi dinlenme yeri olarak Batı Karadeniz Millî Parklar Bölge Müdürlüğü denetimindedir.

Gölköy Baraj Gölü:
Bolu’nun 10 km. batısındadır. Bolu ovasını sulama amacıyla yapılmıştır. Çevresi ormanlarla kaplı olan sazan ve alabalık vardır. Şehir merkezine yakınlığı ve ulaşım kolaylığı nedeni ile piknik yapmak ve olta ile balık avlamak isteyenler tarafından çok elverişlidir.

Yeniçağa Gölü: Bolu – Ankara karayolu üzerinde, yeniçağa ilçe merkezinde bulunan göl, bir çanak gölüdür. Gölde olta ile balık avlanabilir.

Karamurat Gölü:
Mudurnu’ya 35 km. mesafede olan göl, Akyazı’ya giden yolun kenarında ve Karamurat Köyü yakınındadır. Turna ve kadife balığı bulunmaktadır.

Çubuk Gölü: Göynük’ün 11 km. Kuzeyindedir. Kıyısında çubuk köyü bulunan, etrafı güzel çam ormanları ile kaplı çubuk gölündeki sazan ve alabalıkları olta ile avlamak serbesttir.

Sülük Gölü: Mudurnu – Akyazı yoluna 9 km. mesafededir. Mudurnu ilçesine 50 km. uzaklıkta bulunan göl, Millî Parklar koruma alanı içindedir. Bozulmamış doğasıyla ve zengin florasıyla dikkat çekmektedir. Gölde Abant alası, gökkuşağı ve kırmızı benekli alabalık bulunmaktadır.

Sünnet Gölü: Göynük’ün 27 km. doğusundadır. Fevkalade güzelliğe sahip olan gölde çok lezzetli mercan ve alabalıklar mevcuttur. Olta balıkçılığı ile bu balıkların avlanması serbesttir. Sünnet gölünde konaklama ve yeme-içme hizmeti veren bir tesis bulunmaktadır. Göl etrafında; piknik, yürüyüş, koşu ve bisiklet sporu yapabilme imkanı vardır.

Karagöl: Kıbrısçık – Beypazarı yolu üzerinde bulunan Karagöl, oldukça derin bir göldür. Kıbrıscık’a 20 km.dir. Çevresi tamamen ormanlık olan gölde kamp yapılabilir. Yaban ördeklerinin var oluşu nedeniyle avcıların uğrak yeridir. Her yıl mayıs sonunda Karagöl şenlikleri düzenlenmektedir.

Akkaya Boğazı: Bolu’nun 10 km. güneyinde, Mudurnu yolu üzerinde bulunan travertenler, Bolu’nun Pamukkalesi olarak görülmeye değer bir güzelliğe sahiptir. Akkayalardan çıkan maden suyu değişik bir tatta ve 20ºc sıcaklığında olup, modern tesislerde şişelenerek tüketime sunulmaktadır.

İpek yolu

Posted on Mayıs 5, 2010 |

Tarihî atmosferin yoğun yaşandığı bir güzergâh Taraklı, Mudurnu, Göynük hattı. Geyve boğazının ardından doğuya uzanıyor bu tarihî yol. İpek ya da Bağdat Yolu olarak biliniyor bu güzergâh. 
 
Unutulmaya yüz tutsa da, modern hayatın karmaşasından uzak mı uzak. Sokakları, camileri, evleri, hamamları ve yapılan yöresel yemekleri ile Osmanlı döneminin kültürel birikimini yansıtıyor. Eğer hafta sonunda dinlenmek ve kendinizi dinlemek istiyorsanız, tarih ve el değmemiş bir tabiatsa istediğiniz, bu güzergâh sizin için ideal.

Üsküdar’dan besmeleyle çıkıyoruz yola. Otoyoldayız; sağımızda körfez az sonra solumuzda Sapanca Gölü’nün enfes görüntülerinden sonra Bilecik’e doğru yönleniyoruz. Amacımız ‘Huzurun ikinci adresi’ olarak bilinen Taraklı, Göynük ve Mudurnu’yu ziyaret etmek.

Önümüzde doyumsuz bir Geyve Boğazı manzarası… Alifuatpaşa’dan sola dönüp II. Beyazıt’ın yaptırttığı tarihî köprüden geçiyoruz; altımızda Bitin Tanrıçası Sangaryus’tan adını alan, munis, sakin, huzura kavuşmuş gibi akan Sakarya Nehri… Altın renkli ayva ağaçları arasından Geyve’yi geçiyoruz; karşımızda bir tabela: “Ahmet Kutsi Tecer, ‘Orada bir köy var uzakta’ şiirini köyümüzde yazmıştır. – Sarıgazi” Sağımızda yükselen tipik bir Anadolu köyüne bakarken, aklımıza çocukluğumuz, ilkokulda hep bir ağızdan söylediğimiz şarkı geliyor.

Taraklı’ya yaklaşıyoruz. Tarihî ipek yolu güzergahında, İstanbul-Ankara (Osmanlı’daki adı İstanbul-Bağdat) karayolu üzerindeyiz. İpekyolu vadisinden yükselmeye başlıyoruz. Dağlar, vadiler, yeşilin sarardığı, yer yer kahverengileştiği enfes coğrafyalar arasında ilerlerken önümüze “Soğuksu” çıkıyor. Mevlüt’ün çay bahçesinde tavşan kanı çaylarımızla birlikte huzur ve sükuneti yudumladığımızı fark ediyoruz.

On beş dakikalık bir yolculuktan sonra “merhaba” diyen güneşe, solumuzda güzel bir Anadolu kasabası içten bir gülümsemeyle eşlik ediyor; “Merhaba, hoş geldiniz!” Burası Taraklı… Solda kalede Türk bayrağı, hemen önünde Hisarönü Camii, biraz aşağıda 300 yıllık Türk mimarîsinin en güzel örneklerinden Taraklı konakları, sağda ortada 482 yıllık Yunuspaşa Camii, sağda üstte Hıdırlık Tepesi. Sanki tarihin içerisindeyiz. “Hoş bulduk” deyip rotayı Taraklı’ya çeviriyoruz. 

Taraklı’da huzur teneffüs ediyoruz
Bizi yüz yıllık ağaçlar arasında şirin bir kasaba parkı karşılıyor. Yol yorgunuyuz ya, kestane ağaçları altında yorgunluk çayıyla nefeslenip karşımızdaki “kültürevi”ni merak ediyoruz. II. Abdülhamit dönemi okul binalarından biri restore edilip mütevazı bir etnografya müzesine dönüştürülmüş. İlk bakışta şimşir ağacından imal edilmiş taraklar dikkatimizi çekiyor. Sonra ahşap, bezirle bezenmiş rengarenk kaşıklar… İki yüz elli yıllık giysiler, gelinlikler, bez dokuma düzenleri arasından bir odaya giriyoruz; ünlü hattatlarımızdan Saim Özel’in eserlerinden oluşan bir sergi var burada. İstanbul camilerinde 43 yıllık görevin sonunda Süleymaniye Camii başimamlığından emekli olan Hafız Hattat Saim Özel’in de Taraklılı olduğunu öğreniyoruz. Adı da burada doğup büyüdüğü sokağa verilmiş.

Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi’ne giderken Sadrazamına emir verip yaptırttığı Yunuspaşa Camii çevresindeki Taraklı sokaklarındayız şimdi. Rüştiye sokağında Haşim Ağa, Abdi İbrahim, Hasan Böcek konaklarına ve diğerlerine hayran, Çakırlar Konağı’na geliyor, oradan da Hisar’a yollanıyoruz. Evliya Çelebi’nin “kalesi virandır” dediği hisara tırmandığımızda tipik Anadolu kasabasının bütünüyle önümüze serildiğini, tarihiyle, doğal güzellikleriyle, rutubetten uzak tertemiz havasıyla “huzur teneffüs” etmenin mutluluğuyla fotoğraf çekiyoruz.

Aşağıya parka doğru inerken, restorasyon ekibiyle karşılaşıyoruz. Başlarında da ince, uzun boylu, temiz ve güleç yüzlü biri var, meğer ilçenin belediye başkanı Tacettin Özkaraman’mış, “hoş geldiniz” faslından sonra “Acıkmışsınızdır, buyurun!” diyor ve bizi parkın bitişiğindeki Han sofrasına konuk ediyor. Taraklı’nın “keşkeği” meşhurmuş. Çay eşliğinde tereyağlı keşkek, kızartılmış keş, üstüne de biraz köpük helva ve uğut tatlısı ikram ediyorlar bize. Başkandan koruma altındaki 138 binadan 45′inin restorasyon işlemlerinin sürdüğünü duymak ayrıca sevindiriyor bizi.

Abant gölü tabiat parkı

Posted on Mayıs 5, 2010 |

Çevresindeki bitki örtüsü ve doğal yaşamın zenginliği sebebiyle Abant Gölü etrafında yeralan yaklaşık bin hektarlık bir alan 1988 yılında Tabiat Parkı ilan edilmiştir.

Park, günübirlik piknik ziyaretlerine uygunluğunun yanısıra, muhteşem göl manzarası ve bitki örtüsüyle göl çevresinde zevkli yürüyüşler için de birebirdir.

Sezonu

Mayıs-Eylül ayları arası parkı ziyaret için en uygun dönemdir. Bitki örtüsünün canlandığı bu dönemde göl çevresinde yürüyüşler yapabilirsiniz. Bunun dışında Abant yaz-kış gidilebilecek bir yer. Yazın piknik yapmayı sevenlerin işgaline uğrayan Abant konforlu konaklama tesisleri ve muhteşem doğasıyla kışın da birçok ziyaretçiye evsahipliği yapıyor. Özellikle sonbaharda gölün etrafında yapılacak bir yürüyüş size doğada ne inanılmaz renkler olduğunu ispatlayacak. Renkleri keşfetmek için Kasım, Aralık, Ocak, Şubat en ideal aylar. Tilkilerin, sincapların eşliğinde yapacağınız gezintinin size herşeyi unutturacağına eminiz.

Bitki Örtüsü ve Habitat

Bitki örtüsünü oluşturan başlıca ağaç ve ağaçcıklar arasında sarıçam, kayın, karaçam, sapsız meşe, kavak, dişbudak, gürgen, söğüt, ardıç, ormangülü, ılgın, fındık, muşmula, papazkülahı, alıç, çobanpüskülü, kuşburnu, eğrelti, böğürtlen, çilek, sütleğen, nane, ahududu, sarmaşık, ısırgan, atkuyruğu ve çayır otlarını sayabiliriz. Bölgede rastlanan hayvan türleri ise domuz, geyik, karaca, ayı, tilki, çakal, tavşan, yırtıcı-ötücü kuşlar ve abalantadır.

Bolu yaylaları

Posted on Mayıs 5, 2010 |

Toplam 300 civarında yayla ile Bolu, yaylacılık alanında önemli bir ilidir. Bolu Yaylaları Doğu Karadeniz’deki örneklerini aratmayacak nitelikte yeşil ormanlarla kaplı dağlar üzerinde, gür akarsuların geçtiği, yemyeşil verimli düzlüklerdir.
 
 
    
Aladağ Yaylaları
Bolu’nun güneyindeki dağ yamaçları üzerinde, orman alanları arasında yer alırlar. Yemyeşil düzlükleri ile piknik için de ideal olan bu yaylalar, çevresinde bulunan Orman İşletme Tesisleri, Aladağ İzcilik Kampı ve Göleti ile göz kamaştırıcı güzellikler sergilerler. Kamp imkanlarının da olduğu başlıca yaylalar, Değirmenözü, Sarıalan, Gölcük, Ardıçtepe ve Üstyaka Yaylalarıdır.
  
At Yaylası
Bolu’nun kuzey yakasındaki dağların arkasında yer alır. Özellikle kirazları ile ünlü olan bu yayla etrafında meyve bahçeleri vardır. Burada her yıl geleneksel kiraz bayramı şenlikleri yapılır.    
    
Mengen Yaylaları
Genellikle orman içi açıklıkları olan yaylalarımız buralara yakın olan köylerimizin, hayvancılık ile uğraşan köylülerimizin yaylacılık adı verilen faaliyetleri içerisinde daha uzun süre yeşil kalabilen bu yerlere küçük ve büyük baş hayvanlarım götürerek yaz boyunca kaldıkları ve hayvanlarım besleyip sütü ve yününden çeşitli ürünlerin üretildiği alanlardır. Günümüzde hayvan sayılarının azalması ve dışa göç sebebiyle hayvancılığın öneminin yitirmesi yüzünden yaylalarımız daha çok piknik ve mesire yeri olarak kullanılmakta ve bilinmektedir.

Ağalar Yaylası
Mengen merkezine 15 km. uzaklıkta Mengen’in güney istikametinde 10 dönüm kadar açık alandır. Çevresi ibreli ve yapraklı orman ağaçları ile çevrilidir. Ağalar ve Babahızır Köyleri’nden gidilebilmektedir.

Akçakoca Yaylası
2491 alanı ile ilçemizin en büyük yaylasıdır. Mengen, Eskipazar ve Gerede sınırlannın birleştiği yere sınırdır, ilçe merkezine 30 km dir. Sarıçam ve köknar ağaçları ile çevrili yaylanın Karaşeyhler çıkışında Kabalaklı denilen yerde doğal kaynak suyundan faydalahılarak yapılmış 30 ton/yıl kapasiteli bir alabalık üretme çiftliği vardır.

Aktepe Yaylası
Pazarköy’ün güneyinde Düzağaç Köyü’nün yararlandığı bu yayla hayvan beslemek amacı ile yaylacılık işlevini devam ettirdiği nadir yaylalarımızdandır, orman içinde birbirine bağlı bir kaç açıklık ye yerleşimlerden oluşmaktadır.
  
Avşar Yaylası
İlçe merkezinin güneybatı tarafındaki yaylanın deniz seviyesinden yüksekliği 1550 m.dir. Yaz aylarında Avşar köylüleri tarafından kullanılmaktadır. Çok sayıda meyva ağacı vardır. Mengen İlçe merkezine 27 km. uzaklıktadır.

Bürnük Yaylası
Bürnük Köyü Mengen Çayı’nın kuzey istikametine düşmesine rağmen Bürnük yaylası bu çayın güney tarafında yer almaktadır iki parça açıklıktan oluşan yaylaların alanı 60 dekardır.

Civcivler Yaylası
Kayışlar Köyü’nün Civcivler Mahallesi ile Mamatlar Köyü’nün Terziler Köyünün halkının kullandığı 100 dekarlık bir yayladır. Yaylanın bir kısmım PTT tahsisle alarak yansıtıcı kurmuştur. Yansıtıcının kulesine çıkılıp bakıldığında Mengen, Bolu ve E-5 Karayolu görünmektedir.

Çukur Yayla
Düzağaç Köyü’nün yaylasıdır. Bu yayla günümüzde köylülerin hayvanlarını otlatmak için yaz aylarında çıktıkları yaylalarımızdandır. Köylülerin yaylada oldukları sürelerde hayvancılık yapan köylülerimizden çeşitli hayvan ürünlerini temin etmek mümkündür.Bu yaylamız da temiz havası doğal kaynak suyu île güzel bir piknik yendir.

Elemen Yaylası
Elemen Köyü ile Köprübaşı Köyleri arasında kalan yaylalarımızdandır.

Göl Yaylası
Nazırlar Köyü’nün Göl Mahallesi’nin yararlandığı küçük ve sirin bir yaylamızdır.

Küçükkuz Yaylası
Küçükkuz Köyü’nün güneyinde Çorak Yaylası’na yakın bir yayladır. Yeşilin her tonunun görülebildiği yayla ibreli ve yapraklı ağaçların çevirdiği bir mesire ve piknik yeridir.

Mamatlar Yaylası
İlçe merkezine 30 Km., Mamatlara 4 km. mesafededir. Mengen’in en güzel yaylalarından biridir. 59 dekar alana sahip yayla karışık orman ağaçları ile çevrilidir Yayla içinde çok çeşitli, sayısız meyva ağacı vardır. Yayladaki bir başka özellik 800 yaşında olduğu tahmin edilen 2 adet meşe ağacının bulunmasıdır. Bu anıt ağaçlarının kalın olanının çapı 2.10 m, dir.

Sırıklı Yaylası
Soğuk suları ile ünlü bir yaylamızdır. Kadısusuz Nazırlar Köyleri nin Düz Köy’ün Güneyhisar Mahallesi’nin yaylasıdır. Orman İşletmesinin yangın gözetleme kulesi bulunmaktadır.

Soğucak Yaylası
Mengen Eskipazar sınırında Çay Köy ve İlyaslar Köyü’nün yaylasıdır. 167 dekar alana sahip yayla çam ve köknar ağaçları il çevrili, soğuk suyu ile meşhurdur,
  
 

Yedigöller

Posted on Mayıs 5, 2010 |

Sonbahar ve kış mevsiminin en güzel yaşandığı yerlerin başında, hiç kuşkusuz Bolu, Yedigöller geliyor. Doğa severlerin yorgunluklarından sıyrılıp, doğayla başbaşa kalabilecekleri dinlendirici ortam, birçok güzelliği gözler önüne seriyor.
Batı Karadeniz Bölgesi’nde, dere, ırmak ve vadiler arasında yer alan Yedigöller Milli Parkı, çeşit çeşit ağaç bezeli, ortasında yüzük taşı gibi göllerin yer aldığı bir yöremiz. Yeşilin her türünün görülebildiği ortamda, pırıl pırıl, oksijeni bol, soğuk sularda yaşayan alabalıklar, yaban hayatının parçası. Geyikler, karacalar, tilki, sincap, tavşan ve kuşlar da cabası.

Renk Anatomisi
Yedigöller’e adını veren yedi göl, vadi boyunca yer kaymaları ve vadi önlerinin tıkanmasıyla ortaya çıkan çukurlardan meydana gelmiş. Karadeniz suyunun yardımıyla oluşan heyelan gölleri, Sazlıgöl, İncegöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, Deringöl, Büyükgöl ve Seringöl isimleri ile anılıyorlar. Göller çevrelerinde oluşan bitki yapısı itibariyle her biri ayrı karakter taşıyor. 2900 hektarlık Yedigöller Milli Parkı içinde kayın, meşe, gürgen, kızılağaç, karaağaç, karaçam, dişbudak, sarıçam, köknar, ıhlamur gibi ağaçlar var. Fındık, alıç, üvez türü bodur bitkileri, eğrelti otlarını ve rengarenk çiçekleri de unutmamak gerek. Her mevsim değişen renk tonlarına sahip 200′ü aşkın çeşidiyle bitki örtüsü, sabah ve akşam saatlerinde ormanın derinliklerine süzülen asil ışıklarla olağanüstü güzellikte bir renk armonisi sergiliyor. Dinlenme, gezi, piknik amaçlı gelenler olduğu kadar, botanikçiler, hatta fotoğraf tutkunlarına da rastlanan Yedigöller de doğa, ziyaretçilerine mükemmel bir görsel şölen sunuyor. Kademeli vadide yer alan yedi gölün aralarındaki çağlayanlar, seyir terasları ile görsel lezzet yöreye has özelliklerle bütünleşiyor.

Göllerin Arasında
Dört mevsimde dört ayrı güzellik taşıyan yörede, şüphesiz en şiirsel ortam sonbaharda yaşanıyor. Sık çam ağaçları arasından Yedigöller’in kalbine Bolu yönünden inenleri, önce küçük bir kulübe karşılıyor. Arazi düzleşince Orman Bölge müdürlüğünün konaklama üniteleri karşınızda yer alırken, solunuzda tarifi kelimelerle ifade etmenin oldukça zor olduğu iç içe girmiş iki şirin göl, görenleri tam manasıyla büyülüyor. Birinci gölün kıyısında yürümeye başladığınızda uzun boylu ağaçlar etrafınızı sararken doğanın gizli, saklı ikinci sürprizi yansıyan ışıkları ile sizi teslim alıyor. Bu bölümde doğa yapısı göle güçlü bir akustik sağlıyor. Konuşmalarınız, çevredeki kuşların seslerine karışan suses efektleri bile, ekolu ve farklı duyuluyor.! Göl yüzeyinin bir kısmını yeşil bitki örtüsü örterken gölün uzak kıyısı yosunsu bitkiler, bodur çalılıklarla son buluyor. Ayrılmak istemiyorsunuz fakat, gezi parkuru kuytu bölümleriyle ziyaretçileri daha bir çok kez şaşırtmaya devam ediyor. Konaklama üniteleri önünden göl isimleri veyerlerinin gösterildiği harita panoya paralel ilerlediğinizde araçların park edildiği alan bitiminde daha büyükçe bir göl ile,küçük çaplı şelalelerin oluştuğu bölüm sağınızda kalırken, solunuzda beliren panoramik tablo karşısında ifade zorluğu yaşıyorsunuz. Bu bölüm piknik masaları ile düzenlenmiş, kıyıda bir de ağaç masalı teras barındırıyor. Tartışmasız Yedigöller’in en keyifli bakış açısına sahip teras ve çevresi, her mevsimde suya vuran farklı renklerle başkalaşan kocaman göl yüzeyinde, ayna misali gördüklerinizi ikiye katlıyor. Zamanın durduğu hissine kapılmanıza neden olan durgunlukta, tüm kaslarınız gevşiyor, eğer varsa kafanızı kurcalayan sorunları unutabiliyorsunuz. Tek tük kapı çalınır gibi duyacağınız tak tak sesinin nereden geldiğini merak ederseniz başınızı ağaçların uç kısımlarına doğru bakarak bu merakınızı giderebilirsiniz.! Gri renkli gövdeleri, güçlü gagaları ve kuvvetli boyun yapısına sahip ağaçkakanlar, bıkıp usanmadan çıkardıkları seslerle varlıklarını hissettiriyorlar.
Sonbaharın lütfu, kızarıp dökülen yapraklarla adeta kırmızı halı döşenmiş gibi uzanan zemin üzerinde yürürken bazen ilginç şekilli, melon şapkalı oldukça iri mantarlar fotoğraf severlere kompozisyon olabiliyor. Büyük gölün en süslü yerini kolye misali ahşap bir köprü tamamlarken, kıyı yamaçları ağaç masalar ters ışıkla yıkanıp renkleniyor. Özellikle Güneşin dik geldiği öğle saatlerinde aydınlanıp, sihirli renklere boyanan Büyük Göl ve diğerler göller, günün ilerleyen saatlerinde ışık huzmelerini çabuk kaybedip, akşama da erken veda ediyorlar.