Tatil Otelleri Rehberi, Ucuz Otel, Otel Rehberi, Tur Rehberi

Gitmeden önce fikir sahibi olun.

Antalya otel

ANTALYA OLYMPOS

Posted on Mayıs 9, 2010 |

Antalya’nın güney sahillerinde Phaselis’ten sonra ikinci önemli liman kenti Olympos’tur. Şehir adını, 16. km. kuzeyindeki Torosların batı uzantılarından biri olan 2375 m. yüksekliğe sahip Tahtalı Dağı’ndan alır. Özellikle küçük hamam, mevcut kalıntıları ile Roma hamamının ısıtma sistemini mükemmel açıklamaktadır. Tarihçiler, şehrin baş tanrıçasının savaşın ve bilgeliğinin tanrıçası Âthena olduğunu yazarlar. Henüz yeri bulunmamış Athena tapınağı ve diğer önemli yapıların, bugün ormanla kaplı akropol tepesinde yer aldıkları düşünülmektedir. Görüntüleri ile Olympos adını almıştır ki tepeler yılın büyük bir bölümü çokluk karlarla kaplıdır.

Beydağları-Olympos Milli Parkı sınırları içinde yer alan şehre ulaşım, Antalya – Kumluca karayolundan güneye ayrılan iki sapaktan da mümkün olup gerek plajı gerekse ormanlık alanları ile Antalya’nın beğenilir günü birlik tatil alanlarından biridir.
Şehir, her ne kadar birlik üyesi olarak Likya birlik meclisinde üç oyla temsil edilmişse de günümüze dek Likya Uygarlığı’na ait herhangi bir ize rastlanmamıştır.
Antalya Müzesi’nce yürütülen küçük çapta kazı, onarım ve çevre düzenleme çalışmaları dışında günümüz kalıntıları, çokluk orman arazisi içinde ağaç ve çalılarla örtülü olup, Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerine aittir.

Olympos Limanı tarihte korsan yatağı olarak bilinir. Kilikyalı korsanların başı Zeniketes şehri üs olarak kullanmış, bu sayede Mitras kültüde şehre yerleştirilmiştir ki bu doğu kökenli yaratıcı ışık tanrısı kültüdür. Şehirdeki korsan egemenliği İ.Ö. 67′ye dek sürmüş., İ.S. 43′te kesin Roma egemenliğinin başlaması, yeni parlak bir dönemin de başlangıcı olmuştur. Onarılan veya yeniden inşa edilen birçok yapı, demirci Tanrı Hephaistos (Vulcono) adına yapılan kutlamalar, İmparator Hadrianus’un (İ.S. 130) ziyareti şehir tarihini Roma dönemine ait renkli sayfalarıdır.

Erken Hıristiyanlık döneminde önemini koruyan şehrin Piskoposu Methodius, adından en çok bahsedilen kişidir. Olympos 4. yy.’dan itibaren yeniden korsan hücumlarına uğramışsa da 5. yy.’da Efes ve İstanbul konsüllerine katıldığı yazılı kayıtlardan anlaşılmaktadır. Geç Hristiyanlık döneminde önemin yitirmeye başlayan Olympos 11. ve 12. yy.’da Venedikli ve Cenevizli tüccarların ticari merkezi olmuş ancak bu aktivite 15. yy.’daki Osmanlı deniz üstünlüğüyle son bulmuştur.
Olympos‘un günümüze kadar inmiş kalıntıları genellikle doğudan batıya, doğru hızla denize akan bir ırmağın ağzında ve her iki yakasında yer alır. Antik önemde kenti ikiye bölen nehir yatağı bir kanal içine alınarak her iki yakası da iskele olarak kullanılmış ve köprü ile birbirine bağlanmıştır. Bugün köprünün bir ayağı yeride durmaktadır.Güney kıyıda, Hellenistik döneminin çokgen örgülü duvarı ile yanındaki Roma ve Bizans onarımlara işaret eden bölümü görülmektedir. Nehir ağzına yakın bir yerde küçük ve dik akropolde geç döemlerden kalan ve özellikle anlaşılamayan yapı kalıntıları yer alır. Irmağın güney kıyısındaki Hellenistik temeli ve Roma onarımlı küçük tiyatro oldukça harap olup girişin bir yana iyi korunmuş durumdadır.

Şehrin görülebilir diğer önemli yapısı ise ırmak ağzının 150 m.’sinde yer alan Tapmak kapısıdır. İon düzeninde küçük bir tapınağa ait olduğu mimari parçalardan, Roma İmparatoru Markus Aurellius (İ.S. 161-160) adına yapıldığı da kapı önündeki heykel kaidesinden anlaşılmaktadır. Hiç şüphe yok ki kalıntılar arasında en ilginci son yıllarda Antalya Müzesi’nce yürütülen kazılarla gün ışığına çıkarılmış olan “Kaptan Eudomus’un Lahdidir”. Nehir ağzının hemen yakınındaki kayalığın oyuğunda yer alan lahtin uzun kenarındaki gemi kabartması; kaptanın adının yanında gemisinin şeklini vermesi açısından da büyük önem göstermektedir.

Olympos‘un birkaç kilometre güneybatısındaki Çakaltepe olarak anılan yükseltinin güney yamacından devamlı olarak alev çıkar. Özellikle geceleri çok etkileyici olan bu doğa olayı metan gazının asırlardır aynı noktadan yeryüzüne ulaşmasından başka birşey değildir. Bu doğa olayı Likya’da taşıyan ve soluğundan ateş püskürdüğüne inanılan Chimaira canavarı ile özdeşleşmiş ve bu sayede Bellerophontes efsanesine ev sahipliği yapmıştır. Zamanla Demirci Tanrı Hepaistos’un kültür merkezi Roma ve Bizans dönemlerinde de dini merkez olarak kullanılan alanda yer yer orijinal blokları görülebilen kutsal yol ile alevlerin etrafındaki bir takım yapıların temellerini görmek mümkündür. İç duvarları yer yer freskolarla süslü Bizans Kilisesi ise alandaki en anıtsal kalıntıdır.

ANTALYA LETOON

Posted on Mayıs 9, 2010 |

Kınık’tan Fethiye yolundan batıya doğru 5 km. kadar gidildiğinde Letoon’a ulaşılır. Letoon‘un tarihinin Xanthos ile yakından ilişkisi vardır. Likya uygarlığının en önemli dini merkezlerinden birisi olduğu bilinmektedir.

Yükselen su seviyesi nedeniyle arkeolojik kazılar ertelenmiştir. Bulunan kalıntılar M.Ö. VII. ve M.S.VI. yüzyıllar arasındaki zamana aittir. En önemli kalıntı ise Grek stilinde inşaa edilen tiyatrosudur.

ANTALYA DEMRE MYRA

Posted on Mayıs 8, 2010 |

ANTALYA – ASPENDOS

Posted on Mayıs 8, 2010 |

Antalya-Alanya karayolunun  4 km kuzeyinde yer alan  Aspendosun geçmişi M.Ö. V. yüzyıla kadar uzanır. M.S. II.yüzyılda yapılan Aspendos Tiyatrosu Selçuklu’lar devrinde kervansaray olarak kullanılmış ve zaman zaman onarılmıştır. Sahnesi ile birlikte günümüze değin en iyi şekilde korunabilmiş nadir tiyatrolardandır.

Her basamak arasında yarım metrelik aralar bulunan, bir kişiye 0.50 m. oturma yeri hesabıyla 17,000 kişiliktir.  500 kişilik orkestra alabilecek kapasiteye sahiptir. Günümüzde de çeşitli konser, şenlik ve festival gösterileri için kullanılmaktadır. Aspendos’da diğer yapıların yanı sıra Agora, Bazilika, Nymphaeum ve 15 km. uzunluğunda basınçlı su kemeri Roma mimarisinin en öneml eserleri arsında yer alır.

Kaynak: Antalya Büyükşehir Belediyesi web sitesi

ANTALYA – ARIASSOS

Posted on Mayıs 8, 2010 |

Antalya kıyısını kuzeydeki Anadolu platosuna bağlayan boğaz olan 924 m. yükseklikteki Çubuk Belinin batısında Akkoç köyüne l km. mesafede Ariassos antik kentinin kalıntıları bulunmaktadır. Kentin Antalya’ya uzakığı 45 km.’dir. Kent, diğer pisidya kentleri gibi M.Ö. 3000′li yıllarda kuzeyden göçen İskitler içerisindeki Etrüsk boyları tarafından kurulmuştur.

Diğer Pisidya kentleri ile birlik içerisinde olan Ariassos, konumu itibariyle Antalya ovasını Anadolu Platosuna bağlayan yol üzerinde bulunması nedeniyle geçiş ücreti ve haraç ile yaşamıştır. Kentte antik dönemde; bağcılık, şarapçılık ve zeytin yağı üretiminin yapıldığı anlaşılmaktadır. Kentin geç Roma döneminde yaşadığı deprem neticesi yıkıldığı ve bu nedenle terk edildiği sanılmaktadır. Kentte bugün Roma döneminde yapılmış üç kemerle bir giriş kapısından başka hiçbir yapı ayakta olmayıp tamamen yıkılmış durumdadır. 50 m. yüksekliğinde olan kemerli kapının hemen arkasındaki doğudaki yamaçta bir gymnasion ile bir yazılı taş görülmektedir.

Kaynak: Antalya Büyükşehir Belediyesi web sitesi